Merkez Bankası politika faizini %37 seviyesinde sabit bırakmak zorunda kaldı.
Zorunda kaldı diyorum çünkü faizleri indirmeye kalksa başına nelerin geleceğini gayet iyi biliyordu.
Nitekim küreselci ağır abilerden karar öncesi sert uyarılar zaten gelmişti.
Mesajı alan Merkez Bankası ise seve seve "koma" politikasına devam etmek zorunda kaldı.
Peki bu karara rağmen ağır abiler neden hala kaçmaya devam ediyor?
Çünkü mesele artık sadece faiz değil…
Yabancı para babaları aynı zamanda yüksek dolar seviyesi istiyor.
Yani deval olmadan dolarımı bozmam diyor.
Yüksek faize rağmen;
Bank of America, carry trade pozisyonlarını kapattı.
Citigroup, “faiz yoksa para yok” dedi.
S&P, “TL bu kadar değerliyken Türkiye’ye para getirmeyin” imasında bulundu.
Kısaca yabancı para babaları bu döviz ve faiz seviyesine ikna olmadı.
Şimdi gelelim bizimkilerin her türlü bedeli ödeyerek kuru tutma ısrarının nedenine…
Son açıklanan Mart ayı Merkezi Yönetim Borç stoku 14.4 trilyon liraya ulaşmış durumda. Bu borcun yüzde 52’si, yani yarısından fazlası döviz cinsinden.
Yani yanlışlıkla kur kontrolü kaybedilirse kamu borcunun yarısından fazlası ikiye katlayacak.
Anlayacağınız devlet bütçesi, kurdaki her kuruşluk artışa karşı tamamen savunmasız.
Başka bir sıkıntı ise şirketlerin yani reel sektörün net döviz açığı.
200 milyar doları aşarak rekor kırmış durumda.
Yanlışlıkla kur kırılırsa sadece devlet değil, şirketler de batacak.
Haklı olarak şu diyenler olabilir:
“Kur kırılmasa şirketler batmayacak mı?”
O zaman gelin kurun yüksek faiz ve sıkı piyasa politikalarıyla sabit tutulduğu 2025 yılına geri dönelim.
2025 yılında küresel ölçekte iflas artış hızı yavaşlayarak yüzde 7 seviyesine gerilerken, Türkiye’de iflaslar patlamış ve yüzde 29’a fırlamış.
Bu arada şirketler batarken vatandaş da bitmiş.
Gelirler her gün biraz daha düşüp satın alma gücü tamamen kaybedilmiş.
2025 yılında kredi kartı borçları resmen tavan yapmış.
Hanehalkının kartlı harcamaları 2024 yılına göre yüzde 49 artarak 2,6 trilyon liraya ulaşmış.
İş elbette bununla da kalmamış.
Mehmet Bey’in vizyoner ekonomi bakışı sayesinde Türkiye sefillikte resmen sınıf atlamış.
Küresel Sefalet Endeksinde Türkiye dünya üçüncülüğüne yükselmiş ve dünyanın en sefil üç ülkesinden biri olmuş.
Bizden daha sefil olan iki ülke Venezuela ve Sudan diyeyim; hesabı siz yapın.
ABD’nin saldırdığı İran ile müzmin kriz ülkesi Arjantin bile bizden daha iyi durumda.
Şimdi gelin ülkeyi bu hale getiren Mehmet Bey’den vecizelere.
Dünyanın en önemli ekonomi yöneticisi gibi utanmadan bir de can çekişen milletle dalga geçiyor.
Bakın hazretleri ne diyor:
“Enflasyonu tek haneye düşürürsek büyüme katlanır. Bir yerde duralım yaklaşımı var. Bu çok kolaycı ve miyopik bir yaklaşım. Çünkü kalıcı ve sürdürülebilir büyümenin formülü düşük enflasyondur.”
Vay beee !!!
Mehmet Bey, aklı sıra finansçı ağzıyla üste çıkmaya çalışıyor.
Oysa “miyopik” ve “kolaycı” diye küçümsemeye kalktığı kişiler kendisi İngiltere’de keyif çatarken Türkiye’de herşeye rağmen bedel ödeyenler.
Üstelik her dediklerinde haklı çıkanlar.
İşin gerçeği;
Asıl kolaycı ve miyopik olan Mehmet Bey’in ta kendisidir.
Eğer “Kolaycı” ve “Miyopik” olmasaydı, göreve gelir gelmez en kolay yöntemi tercih edip para politikalarına dalmazdı.
Adam gibi ekonomik yapıyı düzeltmeden sadece faiz ve yüksek vergi politikalarıyla milletin ümüğünü sıkmazdı.
Basite kaçan finansçı bakış açısı yerine geleceği gören kalkınmacı milli ekonomik modele geçerdi.
Milletin ve şirketlerin içinden geçmek yerine verilerin doğru açıklanmasını sağlar ve buna göre gelir dağılımındaki adaletsizliği düzeltirdi.
Reel sektörü önceler onları borç batağına sürüklemezdi.
Para ve faiz politikaları yerine üretim politikasını tercih ederek işsizliği bitirir idi.
Ama işin en kolayına kaçarak milletin ve şirketlerin içinden geçme pahasına para ve yüksek vergi politikalarıyla ekonomiyi ve enflasyonu daha da kırılgan hale getirdi.
Üstelik bununla da kalmayıp ülkeyi tefeci cenneti yaptı.
Bırakın borcu, faizi bile ödeyemeyecek duruma gelince de elde avuçta ne varsa satmaya başladı.
En son öğrendik ki Türkiye'nin atardamarı sayılan köprü ve otoyolları da bedava parayla yabancılara devretme niyetine girmiş.
Bir önceki yazımda konuyu detaylı bir şekilde yazmıştım.
Çok kısa hatırlatmak gerekirse 25 yılda 70 milyar dolar gelir potansiyeline sahip köprü ve otoyolları 5-6 milyar dolara vermeyi planlıyormuş.
Bu bir özelleştirme değil, resmen taviz politikasıdır.
Bu vizyon değil, kolaycılığın ve miyopik bakış açısının tillahıdır.
Ve bu durum süslü sözlerle gizlenemeyecek kadar büyük bir iş bilmezliğin ilanıdır.
Mehmet Bey’e tavsiyem daha fazla zarar vermeden bir an önce bavulunu toplayıp gitmesidir.
Çünkü bu memlekete yapabileceği en büyük iyilik budur.