Sarayın ışıltılı koridorları tarihin en eski ve en amansız oyununa ev sahipliği yapar: Güven ve ihanet.
Bizans İmparatorluğu’nun dokuzuncu yüzyıl ortalarındaki atmosferini hayal edelim…
Genç İmparator III. Michael, etrafını saran akbabalar arasından sıyrılmak için sırtını yaslayacağı sağlam bir kaya arıyordu. O kaya, bir zamanlar hayatını kurtaran seyis Basilius’tan başkası olamazdı.
Aralarındaki bağ, ahırlarda başlayıp imparatorluğun zirvesine uzanan masalsı bir dostluk gibi görünüyordu.
İmparator, Basilius’u adeta yoktan var etti. Onu eğitti, donattı, zenginliğe boğdu. Michael’ın gözünde Basilius, minnet borcuyla dolu sadık bir gölgeydi.
XIV. Louis’in o meşhur tespiti tam olarak kalplerdeki bu karanlık değişimi özetler; Ne zaman boş olan bir makama atama yapsam, yüzlerce tatminsiz ve bir nankör insan meydana getirmiş olurum.
Michael, sevgisinin karşılığını koşulsuz sadakat olarak beklerken, kendi sonunu elleriyle inşa ediyordu.
Zaman geçtikçe Basilius, kendisine sunulan her yeni imkânla beraber daha fazlasını ister oldu. Michael’ın en yakını amcası Bardas’ı bile bertaraf edecek kadar ileri giden bir cellada dönüştü.
İmparator, dostunun elindeki kanı sadakat nişanesi sanıyordu. Gerçek ise bambaşkaydı; Basilius bir danışman ya da ordu komutanı olmanın ötesine geçmiş, efendisinin gölgesini aşmıştı.
Paranın ve gücün el değiştirdiği o kaçınılmaz noktada, Michael uyandığında geç kalmıştı. Bir zamanlar hayatını borçlu olduğu dostunun gözlerinde sevgiden eser yoktu. Sadece taht hırsı ve soğuk bir çelik vardı.
Michael’ın kesik başı bir mızrağın ucunda sallanırken, Basilius bir seyis ya da sadık dost sıfatını çoktan bir kenara bırakmıştı.
Minnet, bazen altında kalanı ezen ağır bir yüktür ve insan, o yükten kurtulmak için kendisine iyilik yapan eli kırmaktan çekinmez. Basilius, gücün zirvesine ulaştığında bile geçmişin gölgelerinden kurtulamadı; ihanetle kurulan bir tahtın her zaman yeni ihanetlere gebe olduğunu en iyi bilen kişi kendisiydi.
Tarih, Basilius'u bir katil olarak kaydetse de, Bizans’ı bir çöküşten kurtaran imparator olarak da andı. Bir dostu yoktan var etmek, kimi zaman kendi celladını bizzat beslemek anlamına geliyor. Michael, sevgi ve minnetin her kapıyı açacağını sanırken, insanın içindeki sonsuz hırsı hesaba katmadı.
Güç, liyakat ve adaletle dağıtıldığı vakit güvenli bir liman hâline gelir. Aksi takdirde en yakında tutulan o sadık gölge, ışıklar söndüğünde üzerimize çöken karanlık bir kâbusa dönüşebiliyor.