Laikliği savunmak en temelde; Türk Milletinin kanun yapma, kural koyma hak ve özgürlüklerini savunmaktır.
Bu bağlamda laiklik; bir milletin egemenlik hak ve özgürlüklerinin kesinlikle ayrılamaz çok önemli bir parçasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.” Günümüz Türkçesi ile “egemenlik herhangi bir şarta tabi olmadan milletin kendisine aittir. Yönetim biçimi halkın kendi kaderini kendisinin tesis etmesine dayanır.” İlkesi üzerine inşa edilmiş çağdaş bir devlettir.
Bu manada laiklik ilkesini savunmak aslında hem bir hak ve özgürlüğü, hem de cumhuriyeti savunmak demektir.
Bende çağdaş bir insan ve sıkı bir Türk Milliyetçisi olarak laiklik ilkesini savunanlar arasında olmaktan gurur duyarım.
Laikliğe karşı olanlar ise aslında Türk Milletinin kanun yapma, kural koyma hak ve özgürlüğüne düşmanlık etmektedirler.
Esas olarak aşağıda sıraladığım şu çevreler Türk Milletinin kanun yapma, kural koyma hak ve özgürlüğüne düşmanlık eder:
1- Teokrasi peşinde koşan, dini egemenlik tesis etmeye uğraşan din adamları.
2- Monarşi peşinde koşan feodal ya da sultani egemenlik tesis etmeye uğraşanlar.
3- Diktatörlük peşinde koşup Türkiye’yi bir diktatörlüğe dönüştürmek isteyenler.
Ne yazık ki bu ülkede aslında Cumhuriyet’e ya da demokrasiye karşı olan yukarıda sıraladığım çevreler çoğunlukla saldırı ve amaçlarını hedefe laiklik ilkesini koyarak meşrulaştırmaya ya da kamufle etmeye çalışırlar.
Bunlar laiklik ilkesini vatandaşlarımızın dini tercih, hak ve özgürlüklerine saldırı olarak anlatıp, kamuoyunu yanlış yönde yönlendirmeye çalışırlar.
Bu konuya niye girdim?
Türkiye’de son yaşanan olaylar özellikle de Milli Eğitim Bakanı’nın kararları üzerine aralarında Korkut Boratav, Oğuzhan Müftüoğlu, Hayri Kozanoğlu, Merdan Yanardağ, İlhan Cihaner, Melike Demirağ, Ayşe Kulin, Müjde Ar, Şükrü Erbaş,Rutkay Aziz, Canan Güllü ve Timur Soykan gibi isimlerin de bulunduğu 168 yazar, sanatçı, akademisyen, gazeteci ve meslek odası temsilcisi, “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bir metin kaleme alarak, “Siyasal İslamcı rejim, ABD ve Trump'ın ipine sarılarak Türkiye’yi adım adım Orta Doğu’nun gerici bataklığına sürüklemektedir. Laikliği savunmak suç değildir. Laikliği birlikte savunuyoruz, şeriatçı dayatmaları reddediyoruz!” dedi.
Recep Bey ise, bahse konu “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisine karşı, "Türkiye'de laiklik tartışması yokken özgürlük alanları hiçbir surette kısıtlanmadığı halde milletimizin inancını özgürce yaşamasına tahammül edemeyen azgın güruhun hezeyanlarına kulak asmadan doğru bildiğimizden asla ayrılmayacağız. Yayımladıkları bildirilerle Ramazan-ı Şerif’te insanımızı kutuplaştırmasına eyvallah demeyeceğiz" diyerek tepkisini gösterdi.
İktidarın sesi Yeni Şafak Gazetesi yazarı İbrahim Karagül ise topa girip köşe yazısında laikliği savunanları hedef aldı ve “Ama siz bu topraklara ait değilsiniz. Tercihinizi bu yönde yapıyorsanız umurumuzda bile olmaz. Ama kibirli kibirli, ukala ukala, hâlâ devletin ve milletin sahibi gibi hareket ederseniz fena kavga eteriz. Ve siz bu kavgayı kesinlikle kaybedersiniz. Kaybettiniz de.” dedi.
Öncelikle Karagül şunu bilmeli; çağdaş laik düzenleri savunanlar asla kaybetmez dünyanın gittiği yön bellidir kimlerin kaybettiği ve kaybedeceği de ortadadır.
Bu ülkede yaşayan hemen hemen hiç kimse bu ülkenin Afganistan, İran ya da Suudi Arabistan’a benzemesini istemiyor, hatta tam tersine çok büyük bir çoğunluk demokratik laik çağdaş bir ülkede yaşamak istiyor ve bu istek tüm anketlerde açıkça görülüyor.
Herkes şunu bilmelidir ki Türkiye’de laiklik ilkesi yerleşmiş ve halkımız tarafından da içselleştirilmiştir bunu tersine çevirmeye ise kimsenin gücü yetmez.
Demedi demeyin: Birileri kalkıp insanları din ile laiklik ilkesi arasında bir tercih yapmaya zorlarsa emin olun çok ama çok büyük bir çoğunluk laiklik ilkesini tercih edecektir.