Cumhuriyet Halk Partisi hakkındaki kurultay tartışması artık yalnızca parti içi bir çekişme olmaktan çıktı. Bir tarafta “şaibeli kurultay” söylemleri yükseliyor, diğer tarafta “siyasi mühendislik” suçlamaları yapılıyor. Televizyon ekranlarında, Meclis kulislerinde, sosyal medyada artık herkes aynı kavramı konuşuyor: Mutlak butlan.

Aslında birkaç ay öncesine kadar hukukçular dışında pek kimsenin gündeminde olmayan bu kavram, bugün neredeyse siyasi tartışmaların merkezine yerleşmiş durumda. Oysa mutlak butlan, sıradan bir usul tartışması değil. Hukuken bir işlemin hiç doğmamış sayılması anlamına geliyor. Yani yalnızca “yanlış yapıldı” değil, “aslında hiç olmamış kabul edilmeli” deniyor.

Fakat meselenin ağırlığı yalnızca hukuki değil. Hatta siyasi sonuçları, hukuki sonuçlarından çok daha büyük olabilir.

Emsal oluşturma riski

Bir siyasi partinin kurultayının mahkeme kararıyla “yok hükmünde” sayılması, Türkiye’de siyaset-yargı ilişkisi açısından çok ciddi bir eşik anlamına gelir. Çünkü böyle bir karar yalnızca CHP’yi ilgilendirmez. Bundan sonra bütün partilerin kongreleri, kurultayları ve iç seçimleri için yeni bir kapı açılmış olur.

Böyle bir karar, yalnızca bir kurultayın iptali olarak görülmez. Aynı zamanda bundan sonra siyasi partilerin iç dengelerine yargı eliyle müdahalenin önünü açabilecek bir eşik olarak okunur.

Türkiye’de bunun nerelere gidebileceğini tahmin etmek zor değil. Siyasetin daha fazla yargı koridorlarına taşınması demektir. Parti içi kavgaların giderek daha fazla mahkeme salonlarına taşınması, uzun vadede siyasal alanı daha kırılgan hale getirebilir.

İşte bu yüzden mahkemeler siyasi partiler konusunda genelde çok temkinli davranır. Çünkü hukuk yalnızca kuralları uygulamaz; aynı zamanda sistemin devamlılığını da korumaya çalışır. Özellikle siyasi alan söz konusu olduğunda “istikrar”, süreklilik”, fiili durum” gibi kavramlar önem kazanır.

Aradan zaman geçmişse, yeni yönetim görevine başlamışsa, parti organları çalışıyorsa, Meclis grubu bu yönetimle hareket ediyorsa ve devlet kurumları mevcut yapıyı muhatap alıyorsa; hukuk bazen ortaya çıkan fiili durumu tamamen yok saymanın yaratacağı daha büyük krizleri de hesaba katar.

Çünkü demokratik sistemleri süreklilik duygusu da ayakta tutar.

Hukuki kararın siyasi sonuçları

Diyelim ki mahkeme gerçekten çok ağır bir karar verdi ve kurultayın mutlak butlanla sakatlandığına hükmetti. İşte asıl karmaşa o noktadan sonra başlayacak.

Yeni yönetimin aldığı kararlar ne olacak?

Parti Meclisi kararları?

Atamalar?

Disiplin süreçleri?

Teşkilat değişiklikleri?

Siyasi stratejiler?

Yerel örgüt kararları?

Bir anda her şey tartışmalı hale gelir. Sadece hukuki değil, siyasi bir kaos oluşur.

Üstelik mesele yalnızca CHP’nin iç dengeleriyle sınırlı kalmaz. Türkiye’de iktidarı dengeleyen en büyük muhalefet partisinin aylar boyunca kendi iç hukuki krizleriyle uğraşmak zorunda kalması, siyasetin genel dengelerini de etkiler. Normal şartlarda ekonomi, dış politika, seçim hazırlığı ya da toplumsal sorunlara yoğunlaşması beklenen bir muhalefet, enerjisini mahkeme süreçlerine ve meşruiyet tartışmalarına harcamaya başlar.

O yüzden mesele artık CHP’nin iç tartışmasını çoktan aştı. Türkiye’de siyasetin geleceğiyle, muhalefetin çalışma kapasitesiyle ve demokratik rekabetin sağlıklı işleyip işlemeyeceğiyle doğrudan ilgili bir konu.

Türkiye’de seçime hazırlanan ana muhalefetin aylarını mahkeme salonlarında geçirmesi, yalnızca bir partinin sorunu olarak görülemez. Çünkü demokratik sistemlerde iktidar kadar muhalefetin de kurumsal istikrarı önemlidir. Aksi halde siyaset, seçmenin önünde değil; dava dosyalarının arasında şekillenmeye başlar.