Eskiden insanların gözlerine bakardım. Şimdi kulaklarına bakıyorum.
Kulaklık var mı, yok mu diye?
Kulağında kulaklık olan insanlar, görünmez bir duvarın arkasında yaşıyorlar. İletişim kuramıyorsun. Sizi duymuyorlar. Müzik mi dinliyor, biriyle mi konuşuyor, bilemiyorsun. Bu durum iletişim kadar dikkat ve farkındalık seviyesini de etkiliyor.
Kulaklık takan insanların tavırlarından, farklı bir zihinsel dünyada olduklarını anlayabiliyorsun. Boş bakışlar, çevreden kopukluk ve dikkatin başka bir noktaya yönelmiş olması…
Bu durum ilk araba kullanırken dikkatimi çekti. Yolun ortasından yürüyen bir yayaya oldukça yaklaşmama rağmen kenara çekilmedi. Korna çalıp korkutmak istemedim. Nasıl olsa araba sesini duyar kaldırıma geçer diye düşündüm. Öyle olmadı. Arkasında bir araç olduğunun farkında değildi. Tabiki kulaklıkları yüzünden. O günden sonra trafikte, insanların duyamayabileceğini varsayarak ekstra dikkat göstermeye başladım.
Araştırmalar da bahsettiğim konuyu destekliyor. ABD’de yapılan bir çalışmaya göre, kulaklık kullanan yayaların karıştığı kazalarda son yıllarda belirgin artış var. Özellikle yüksek sesle müzik dinleyen bireylerin çevresel uyarılara tepki verme süresi %30’a kadar düşüyormuş. Bir başka araştırma ise, gürültü engelleyici kulaklık kullanan kişilerin çevresel seslerin %70’inden fazlasını algılayamadığını ortaya koyuyor.
Benzer durumu çalışma ortamımda yaşıyorum. Ofisteki arkadaşlarımın çoğu kulaklık kullanıyor. Onlarla iletişim kurabilmek için çoğu zaman fiziksel temas uyguluyorum. Dürtüyorum. Omzuna dokunmadan beni fark etmesi imkânsız.
Komik olanı: Bazen birinin kulağında kulaklık olduğunu anlamadan konuşmaya başlıyorsun. Bir süre sonra fark ediyorsun ki seni hiç duymamış. Kulak içi kulaklıklar görünmeyecek kadar küçük olduğundan saçların altına gizleniyor salak gibi 1 saat çene tüketiyorsun.
Bu durum iletişim kopukluğunun yanısıra, ciddi bir güvenlik riski. Trafikte korna sesini duymak, birinin “dikkat et” uyarısını işitmek hayati önem taşıyabilir. Ancak kulaklıklar, özellikle yüksek sesle kullanıldığında, hayati sesleri filtreleyebiliyor.
Bir keresinde şöyle bir şey yaşadım: Bir arkadaşımı uzaktan gördüm ve arkasından seslendim. Defalarca seslendim ama duymadı. Kulağında kulaklık vardı. Koşup yetişemedim. Ve bir daha hiç karşılaşmadık.
Belki o gün kulaklık takılı olmasaydı, sesimi duyup bana bakacaktı, konuşacaktık. Belki numaralarımızı alacak, belki yıllar sonra hatırlayacağımız anılar biriktirecektik. Ya da tam tersi, hiç yaşanmaması gereken bir şey yaşayacaktık. Bunu bilemeyiz. Ama kesin olan bir şey var: Kulaklık, aramızdaki her ihtimali ortadan kaldırdı.
Elbette müzik dinlemek harika bir şey. Kimse bundan vazgeçmek zorunda değil. Ancak, dengeyi kurabilmek önemli. Ayarsız tavırlar engelleyici ve riskli.
Çözüm üretmeden bırakmıyoruz, belki kulaklığın bir tanesini takmak,
belki sesi kısık kullanmak,
belki de sol yanınla dünyaya “kulak vermek”…
Bazen duymadığımız bir ses, kaçırdığımız bir an,
ya da fark etmediğimiz bir uyarı,
korkunç sonuçlara yol açabilir.
Ben de kulaklık kullanıyorum tabiki. Mesela seyahatte dua dinlerken. YouTube’da bilgi videolarını izlerken, onları da yalnız olduğum zamanlarda dikkatim etrafımda olarak kısık sesle dinliyorum. Çok harika birisi olduğum için değil başkalarında gördüğüm ve riskli hissiyati uyandıran şeyleri kendim yapmamaya çalıştığım için.