Türkiye’nin kronik hastalığı “Bir şey olmaz abi” anlayışının son örneğini Kuzey Kıbrıs’ta yaşadık.
Hava şartları uygun değildi.
Buna rağmen kaptan, “Bir şey olmaz abi” anlayışıyla içinde 267 kişi bulunan gemiyi yola çıkardı.
Henüz bir mil gidilmişti ki gemi su almaya başladı.
Yolculardan bazıları kaptana koşup, “Tehlike var. Gemi su alıyor. Batabiliriz. Lütfen geri dönelim” uyarısında bulundu.
Kaptan, “Bir şey olmaz abi” anlayışıyla uyarıyı dikkate almadı.
Tıpkı uçaklarda olduğu gibi gemilerde de kalkıştan önce tehlike anında neler yapılması gerektiği, can yeleklerinin nasıl kullanılacağı konusunda yolcular bilgilendirilmeliydi.
Bu önlem de “Bir şey olmaz abi” anlayışıyla ihmal edilmişti.
Ve en korkunç iddia da şu:
Fiberglastan yapılan gemi uzun yola pek uygun değildi.
Ayrıca 27 yaşındaydı.
Daha önce iki kaza geçirmişti.
Her iki kaza sonrasında da sağı solu yamanarak güçlükle yeniden sefere konulmuştu.
Sahibi firma gemiyi elden çıkarmaya çalışmış ama müşteri bulamamıştı.
Tüm bu yanlışlarda da “Bir şey olmaz abi” anlayışının parmak izleri vardı.
***
Yaşanan büyük kazanın trajikomik tarafı da var:
Baştan sona güvenli yolculuk için alınması gereken önlemleri almayan, son olarak yolcuların “Batıyoruz” uyarılarını dinlemeyip “Bir şey olmaz abi” diye yola devam eden kaptan, gemi yan batmaya başlayınca, “Eyvah bana bir şey olur abi” diyerek gemiyi ilk terk edenlerden biri oldu.
+++++++++
BELEDİYE OTOBÜSÜNE EMNİYET KEMERİ
Geçen Cuma günü Zeytinburnu’nda bir İETT otobüsü bir sitenin bahçe duvarına çarptı.
Kazada 3 kişi hayatını kaybederken 15 kişi yaralandı.
Ölenlerin kaza anında sağa sola savrularak başlarını ve bedenlerini bir yerlere çarptıkları belirtiliyor.
15 kişinin yaralanma nedeni de aynı.
Bu durumda benzer kazaların ve kayıpların olmaması için bazı önlemler alınması zorunlu görünüyor.
İlk önlem, belediye otobüsü sürücülerinin eğitimden geçirilmelidir.
Bunu otobüslerin şehir içinde 50 kilometreden hızlı kullanılmasına yasak getirilmesi, bu kurala uymayan sürücülere ağır cezalar verilmesi izlemelidir.
Alınacak ciddi önlemlerden biri ise, belediye otobüslerinde tıpkı uçaklarda ve şehirlerarası otobüslerde olduğu gibi emniyet kemeri takılmasının zorunlu olmasıdır.
Bu son belirttiğim önlemin yararı fazla maliyeti ise son derece düşüktür.
Birkaç hafta içinde tüm belediye otobüslerinin yolcu koltukları emniyet kemeri ile donatılabilir.
Otobüslerde ayakta yolculuk yapanların sayılarının sınırlandırılması da gerekiyor tabii.
Bu arada şunu da belirteyim:
Söz konusu önlemler İstanbul’la sınırlı tutulmamalı, Türkiye’nin diğer kentlerine de yayılmalıdır.
Ankara örneğinden biliyorum:
Belediye ya da halk otobüsü sürücüsü ani bir fren yaptığında koltukta oturan yolcular zar zor önündeki koltuklara tutunuyor, ayaktaki yolcular ise adeta birbirine yapışıyor. Zaman zaman dengesini koruyamayıp düşenler de oluyor.
Bir frenle bile büyük zorluk çeken yolcular bir kaza anında neler yaşamazlar ki...
***
Son sözüm belediye başkanlarına:
Sorunlar seyrederek değil çareler arayarak çözülür.
+++++++++
HERKES YAŞADIĞI KENTTE OKUMALI!
Türkiye’nin bütün illerinde üniversite var.
Bu üniversitelerin çoğunda tıp, hukuk, mühendislik, eğitim gibi gençlerin öncelikle tercih ettiği fakülteler de bulunuyor.
Buna rağmen her yıl binlerce öğrenci kendilerinin ve ailelerinin yaşadıkları illerde bulunan üniversiteleri değil, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere başka kentlerdeki üniversiteleri tercih ediyor.
Sonuçta her yıl ağustos ve eylül aylarında dev bir yurt ve kiralık ev sorunu çıkıyor karşımıza.
Devlet yurtları ihtiyacı karşılayamıyor.
Özel yurtlar ise aylık 50 bin liraya varan fahiş ücretler talep ediyor.
Bazen üç dört öğrenci birleşerek aylık kirası en fazla 20 bin lira olabilecek daireleri 40-50 bin lira ödeyerek tutuyorlar.
Küçücük dairelerin odalarına ranzalar yerleştirip korsan yurtlar işleten açıkgöz ev sahipleri bile var.
***
Devlet, giderek büyüyen ve gençleri olduğu kadar ailelerini de mağdur eden bu soruna çare bulmalıdır.
Yapılması gereken şey zor değildir:
Gençler, aileleriyle birlikte yaşadıkları kentlerin üniversitelerinde okumak zorunda olmalıdır.
Ancak Öğrenci Yerleştirme Sınavında ilk 1000’e giren öğrenciler yurt genelinde istedikleri üniversiteleri tercih edebilmelidir.