Bir savaş, trafik kazası, silahlı yaralanma veya bir enkaz…
Toprağa karışmış kan, çığlıklarla yarışan siren sesleri ve dakikaların ömre bedel olduğu anlar…
Yaralı biri yere yığılmış. Nabzı zayıf. Göz kapakları aralık, teni solgun…
Ve düşünün ki o anda bir sağlık görevlisi çantasından küçük bir şişe çıkarıyor. İçinde yalnızca toz var. Su ekliyor. Çalkalıyor. Ve saniyeler sonra, mucize gerçekleşiyor...
Yapay kan.
Bunu bilim kurgu zannetmeyin.
Bu, Maryland Üniversitesi’nde Dr. Allan Doctor ve ekibinin üzerinde titizlikle çalıştığı, ismi gibi kırmızı bir devrim taşıyan “ErythroMer” adlı projenin ta kendisi.
Sahada dakikaların hayatları belirlediği, ambulansın yetişemediği, hastanenin bir umut kadar uzakta olduğu her anda artık yeni bir çağ başlıyor.
***
Yapay kan kavramı ilk bakışta bir bilim insanının hayali gibi gelebilir fakat bu hayal, artık laboratuvarların soğuk cam tüplerinden çıkıp sıcak cephelerde, enkaz başlarında ve kaza mahallerinde yaşamla ölüm arasındaki çizgiye yerleşiyor.
ErythroMer, toz formunda. Evet, toz!
Bir poşet şeker gibi… Soğutma istemiyor. Buz dolabı gerektirmiyor. Raf ömrü yıllar.
Yani dünyanın en uzak noktasına, en sıcak çölüne ya da en karanlık dağ köyüne götürün. Hala hazır, hala etkili.
Üstelik işler sadece pratik değil, bilimsel olarak da büyüleyici.
Ekip, hemoglobin moleküllerini alıyor. Oksijen taşıyıcısı olan bu moleküller doğrudan verildiğinde vücuda zarar verebiliyor.
Ama araştırmacılar onları adeta koruyucu zırhla kaplıyor.
Lipid zardan oluşan mikro kapsüller...
Bir anlamda hücre zarı taklidi yapıyorlar.
Ve sonra dondurarak kurutma. Toz hale geliyor. Taşınabilir, saklanabilir, hayat taşır hale geliyor.
***
Tavşanlar üzerinde yapılan deneylerde, üç doz yapay kan verilen deneklerin hayati değerleri saniyeler içinde normale dönüyor.
Gözlerindeki matlık kayboluyor. Hayatın rengi tekrar geliyor.
Bu testler sadece bir ön prova. İnsan vücudu hala bu devrim için sahneye çıkmadı.
Ama umutlar büyük. Beklentiler daha da büyük.
***
Sadece sivil alanlarda mı?
Hayır. Bu gelişme askeri tıpta da devrim yaratacak.
ABD Savunma Bakanlığı bile duruma kayıtsız kalmadı. 58 milyon dolardan fazla yatırım yaparak ErythroMer’in arkasında durdu.
Çünkü savaşa giden her asker artık cebinde ölümle değil, yaşamla gidebilir.
Felaket bölgelerinde sağlık ekipleri sadece birkaç gramlık tozla yüzlerce hayat kurtarabilir.
Ambulanslar, kıt kan stoğuna değil, sırt çantalarındaki toz şişelerine güvenebilir.
Dağcılara, kutuplara, afet bölgesine, savaşın ortasına kadar artık her yere “kan” götürülebilir.
Ve belki de bir gün, hiç kimse kan bulamadığı için ölmez.
***
Ama şimdi ne durumdayız?
Henüz FDA onayı yok. Henüz insan deneyleri başlamadı.
Ama tarihteki her devrim önce bilim insanlarının sessiz adımlarıyla başladı.
Bu da öyle.
Yani evet, ErythroMer henüz hastane raflarında değil.
Ama o şişede taşınan şey sadece yapay bir kan da değil…