Kamuoyuna yansıyan ve sosyal medyada epeyce tartışma çıkaran söylentilere göre Kayyum Kemal yandaşlarına “3 yıl bekledik, partimizi geri aldık. 3 yıl daha bekleriz, bölünen oylarımızı geri alırız.” demiş...
Kayyum Kemal’in bu cümlesi bana Koca Ragıp Paşa'ya ait “Şecaat arz ederken merd-i kıptî sirkatin söyler.” Dizesini hatırlattı, gülümsedim...
Gülümsedim, çünkü; Eğer gerçekse kayyum Kemal’in yukarıdaki sözü taa en başından beri bu işin içinde, AKP’nin yargı kolları ile birlikte hareket ettiğinin CHP’yi 50 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi haline getiren ekibi tasfiye edebilmek için kumpası ortaklaşa kurduklarının sağlam bir kanıtıdır!
Bir çok makale ve söyleşimde de belirttiğim üzere ben AKP ile Kılıçdaroğlu arasındaki işbirliğinin çok daha eskiye dayandığını, Kılıçdaroğlu’nun en azından son üç seçimde kazanamayacak adayları sahaya sürerek seçimleri danışıklı dövüşe çevirdiğini ve cumhurbaşkanlığını Erdoğan’a altın tepside hediye ettiğini düşünüyorum...
Bu işbirliği çerçevesinde mühürsüz oylara itiraz etmemek ve benzeri vukuatlarını da elbette unutmuyorum.
Neyse sonunda takke düştü kel göründü, Kılıçdaroğlu ile AKP işbirliği deşifre oldu emin olun bu saatten sonra tek adam rejimi ve AKP iktidarı ile mücadele çok ama çok daha kolay olacaktır.
Bu noktada bugün muktedirler tarafından kayyum Kemal’e verilen görev daha da doğrusu görevleri anlamak çok önemlidir.
Bu görevleri şöyle sıralamak mümkün:
1- Cumhuriyet Halk Partisini ele geçirip 50 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisini Türkiye’nin birinci partisi haline getiren ekibi tasfiye etmek.
2- Erdoğan ve AKP’yi sandıkta dört defa yenen, iki milyon Cumhuriyet Halk Partisi üyesi ve toplam on altı milyon vatandaşın oyu ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayı ilan edilen Ekrem İmamoğlu’nu betona gömmek, saf dışı etmek.
3- Cumhuriyet Halk Partisi’ni eskiden olduğu gibi kontrollü muhalefet yapar hale dönüştürüp, iktidar alternatifi olmasını engellemek.
4- Somut kanıt olmadan gizli tanıklık ve iftiranamelere dayalı olarak açılan kumpas davaların haklılığına halkı ikna etmek. Bu noktada Kayyum Kemal’in görevi Cumhuriyet Halk Partili vatandaşlardan ziyade AKP ve MHP seçmeni olan ama bu kumpas davalara karşı olup, bu operasyonları haklı bulmayan kitleyi ikna etmek olarak görünüyor. Muktedirler bakın biz demiyoruz Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı diyor diyerek ikna etmenin mümkün olacağını düşünüyorlar.
5- Cumhuriyet Halk Partili belediyelere yapılan operasyonlara ve bu belediyelerin el değiştirmesine itiraz etmemek.
6- Olası bir erken seçim ve anayasa değişikliği için 20 – 25 vekilin desteğini toplamak.
Kayyum Kemal muktedirler tarafından kendisine tevdi edilen bu görevleri başarabilir mi?
İşin açığı arkasına AKP yargı kollarını ve yandaş medyanın imkânlarını alan biri için bu görevleri başarmak çok da zor olmayacaktır amma ve lakin ben kayyum Kemal’in “kaybetme yeteneği” ve “beceriksizliğine” güveniyorum.
Ama sadece bu kadar da değil Özgür Özel’in liderlik gücü, Ekrem İmamoğlu’nun dayanıklılığı, Mansur Yavaş’ın sağduyusu ve bu ekibin peşine düşen büyük halk kitlesinin iradesi ile baş etmek kayyum Kemal’in harcı değildir diye düşünüyorum.
Bu yüzden de eğer gerekli adımlar zamanında atılır ve gerekli önlemler zamanında alınırsa başarısız olacağını öngörüyorum.
Bu noktada atılacak adımlarda duygusallık ve tereddüde kesinlikle yer verilmemeli, rasyonel akla göre hareket edilip her ne gerekiyorsa dakikası dakikasına yapılmalıdır.