Aktif deprem bölgelerinden biri olan ülkemizde ortalama olarak her üç ila on yılda bir kez 7.0 veya daha büyük, yılda bir ila üç kez ise 6.0-6.9 büyüklüğünde deprem meydana geliyor. Ülkemizde yine ortalama olarak yılda on beş ila yirmi beş kez ise 5.0-5.9 arası genellikle hasarlı deprem oluyor.
Artık adet haline geldi, her deprem olduğunda medyada depremin yerini bilen bir bilim adamından bahsedilir. Halbuki bu depremlerin hiçbiri sürpriz değildir. Birçok kurum ve üniversitenin çalışmaları sayesinde en az son elli yıldır deprem olacak yeri biliriz. Oluş zamanını ise anlık olmasa da aşağı yukarı tahmin ederiz.
İnşaat teknolojilerinin gelişmesi ve imar yasalarında yapılan olumlu değişiklikler düşünülünce deprem zararlarının daha az olacağını bekleyebiliriz. Ancak rant, alışkanlıklar, toplumsal beklentiler, bilhassa sömürülen barınma sorunu ve siyasetçilerin tavırları bilimsel gerçekleri göz ardı etmemize sebep oluyor. Toplum ve siyasetçi rant için karşılıklı olarak birbirini kışkırttıkça ortaya çılgın projeler çıkıyor. İşte bunların en büyüğü ve meşhuru Kanal İstanbul projesidir.
2011 yılında Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "Çılgın Projesi" olarak açıklanan Kanal İstanbul projesi artık çok görünür değil ama yine de zaman zaman gündeme geliyor. En son olarak; TOKİ'nin Kanal İstanbul bölgesinde yapılacak konutlarının ihalesini R. Tayyip Erdoğan'ın cezaevindeyken mektuplaştığı bir kişinin şirketinin aldığı haberini gördük. Çok şükür can kaybı olmayan Sındırgı depreminin gündem olduğu tarihte çıkan bu konut ihalesi haberi dikkatleri Kanal İstanbul'a çekmeliydi ama yine toplumumuz sorunla yüz yüze kalmadan gündemine almadı.
2025'te biteceği ilan edilen Kanal İstanbul projesi başta gerekliliği olmak üzere ekonomik maliyeti, çevre, ekosistem zararları, deprem ve jeolojik riskler başlıkları altında eleştiriliyor. Bitirilmesi çok geciken ve ayrıntıları toplumdan gizlenen fakat hükümetin vazgeçilmez ve gerekli diye sunduğu proje, gündem dışı görünse de basında yer alan haberlere göre bir yandan da devam ettiriliyor. Şöyle ki; yapılacak 6 köprüden ilkinin ayakları bitirilmiş durumda. TOKİ inşaatları devam ediyor. Bu arada binlerce hektar arazi imara açıldı. Arap televizyon kanallarında reklamlar yayımlanıyor.
Olumsuzluklarının daha fazla tartışılmaması için basında karartma yapıldığını düşündüğüm proje hakkında en son ilgili bakan Murat Kurum, bilimsel verilerin aksine güzergahta deprem riski yaratacak diri fay bulunmadığını belirtti. Buna rağmen öngörüleriyle sık sık basında yer alan yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür "Kanal İstanbul fay hattının üzerinde" diyerek Kumburgaz fayına bağlı aktif fayların varlığından bahsediyor. Ayrıca bölgede yıllık iki santimetreye varan toprak kaymalarının 20 yıl sonra binalara vereceği tahribatı anlatıyor. Anlaşılan o zaman yeniden gündeme gelecek.
Kararlılık ayrı şeydir; inat ayrı şeydir. Bilimin yolundan ayrılmanın birçok olumsuz sonucu olacaktır. Birçok kez çöken "faiz sebep enflasyon sonuç" teorisinde bilime karşı yapılan inatçılığın ekonomimizi getirdiği yer ortada. Benzer şekilde bilimsel gerçekliğin tersine olan davranışların bedelini nihayetinde hep halk ödüyor. Ekonomik kayıplar belki telafi edilebilir ama yıkıcı bir depremin sonuçlarının telafisi neredeyse mümkün değildir.
Ülkede acil çözülmesi gereken birçok problem varken, durup dururken gelecekte karşılaşacağımız bir problemi gündeme taşımıyorum. Deprem gerçeği göz ardı edilemez, sonuçları gizlenemez ve depremden önce önlem alınması gerekir.
Yaşı uygun olanlar hatırlar. Çernobil nükleer santralinin patlaması sonrası etkilenen Karadeniz bölgesinde çay ve fındık üreticilerini rahatlatmak için kameraların önünde çay içen Cahit Aral isimli bir bakanımız vardı. Kameraların önünde radyasyonlu çay içmişti. O zaman da bilimsel gerçekleri umursamadığımız için Çernobil faciasının bedelini Karadeniz bölgesinde yaşayanlar ödedi ve ödüyor.
Kanal İstanbul projesinde inat edenlerden ve orada aktif fay hattı olmadığını iddia eden Bakan Murat Kurum'dan en azından Cahit Aral gibi davranıp orada oturmasını ve yatırım yapmasını bekliyorum.
Bütün bilimsel verilere göre ciddi zemin problemleri olan bir bölgede bu kadar büyük bir projeye girişmek gerçekten çılgınlık. Açılmış birçok dava devam ederken gücünü bir inat uğruna kullanan iktidara karşı yapabileceklerimiz ise sınırlı. Ayrıca bedeli ödeyen toplum, seçtiklerinden hesap sormayı öğrenemediği sürece kötülüğü Allah'tan bilip Tanrı'ya iftira atmayı sürdürecektir. Dolayısı ile eş dost ve akrabalara tavsiyem ekonomik saiklerle bile olsa bu projeden uzak durmalarıdır.