Televizyonu açtığınızda veya telefonda gezinirken ekrana düşen reklamları düşünün.
Çoğunu anında geçiyorsunuz. Neden vakit kaybedesiniz ki?
Firmalar bize sürekli ne kadar harika olduklarını, ürünlerinin ne kadar kusursuz çalıştığını anlatıp duruyor.
Yıllar boyu pazarlamacılar insanları mantıklı argümanlarla ikna etmeye çabaladılar. Ürünümüz en iyisi, en hızlısı, en sağlamı diyerek zihnimizi yordular.
Oysa veriler gerçeği yüzümüze çarpıyor.
Ekranda dönen kampanyaların çok büyük bir kısmı tümüyle boşa gidiyor. İnsanlar izledikleri reklamın kime ait olduğunu bile hatırlamıyorlar.
Yüz reklamdan seksenden fazlası resmen çöpe gidiyor. Kuru kuruya verilen didaktik mesajlar işe yaramıyor.
İnsanların aklında kalmanın yolu onların kalbine dokunmaktan, onları güldürmekten, şaşırtmaktan geçiyor. Bir eşya alırken çoğunlukla teknik özellikleri inceleyerek karar vermiyoruz.
Aklımıza ilk gelen, bize en iyi hissettiren markaya elimiz gidiyor. Gündelik hayatta mantık aramak yerine duygu arıyoruz.
Reklam dünyasının asıl hedefi zihinde hoş bir iz bırakmaktır.
Siyaset sahnesine baktığımızda durum pek farklı ilerlemiyor. Meydanlara inen liderler bitmek bilmeyen vaatler sıralıyorlar.
Saatler süren ekonomik veriler, sayfalar dolusu projeler havada uçuşuyor. Vatandaşın zihninde o karmaşık rakamlar kalmıyor. Seçmen kendisine umut veren, yüzünü güldüren, derdini içtenlikle hisseden siyasetçiyi sandıkta hatırlıyor.
Kuru vaatler yerine samimi bir tebessüm, içten bir hikâye kitleleri peşinden sürüklüyor.
Sürekli ikna etmeye çalışmak yerine doğrudan güven inşa eden liderler seçimi kazanıyor. Ekrana çıkıp grafiklerle konuşan bir aday, pazar yerinde esnafla çay içip dertleşen adayın gerisinde kalıyor.
Marka yönetenlerin ve ülkeyi yönetmeye talip olanların bilmesi gereken temel kural epey basit.
İnsanlar hesap makinesi gibi çalışmazlar. Bir ihtiyacımız olduğunda aklımıza ilk gelen ve kalbimizde yer edinen isme yöneliyoruz.
Kalbe girmeyi başaran; zihnin başköşesine daima kurulur.
Fark edilmek, akılda kalmak, sevilmek daima asık suratlı önermelerden daha fazla işe yarıyor. Eğlendiren, duygulandıran, hayatın içinden gelen samimi mesajlar her defasında galip geliyor.