Ankara’da siyasetin görünen yüzünden çok, görünmeyen tarafında hareketlilik yaşanıyor. Meclis aritmetiğinden ziyade sandığın ikinci turunu hesaplayan yeni bir siyasi denklem kurulmaya çalışılıyor. Henüz hiçbir şey kesinleşmiş değil; ancak kulislerde konuşulan temasların ortak bir özelliği var: Muhalefet, artık tek bir blok halinde hareket etmek yerine farklı seçmen kümelerine ulaşabilecek birkaç ayrı siyasi hat oluşturmayı tartışıyor.

Bunun ilk ayağında Saadet Partisi, Yeniden Refah Partisi ve DEVA Partisi bulunuyor.

Kulislerde, bu üç parti arasında özellikle ekim ayından itibaren daha somut bir siyasi iş birliği zemini oluşturulmasına yönelik görüşmelerin yoğunlaşacağı konuşuluyor. Henüz ortada imzalanmış bir ittifak ya da kesinleşmiş bir siyasi yapı bulunmuyor. Ancak temasların arkasındaki hesap yalnızca birkaç partinin bir araya gelmesinden ibaret değil.

Çünkü Saadet ve Yeniden Refah’ın taşıdığı Milli Görüş ve muhafazakâr seçmen profili ile DEVA’nın merkez sağ, ekonomi ve demokratikleşme eksenli seçmeni arasında bir geçiş alanı bulunuyor. Dolayısıyla ortaya çıkabilecek yapı, farklı siyasi kimlikleri koruyarak daha geniş bir seçmen havuzuna ulaşma arayışı olarak değerlendirilebilir.

İkinci hatta ise Zafer Partisi üzerinden yürüyen bir başka görüşme trafiği dikkat çekiyor.

Zafer Partisi’nin şu aşamada daha milliyetçi ve merkezde konumlanan siyasi partilerle temaslarını sürdürdüğü belirtiliyor. Buradaki amaç da tek başına bir ittifak görüntüsü vermekten ziyade, milliyetçi ve merkezdeki seçmenin farklı kanatlarını ortak bir siyasi zeminde buluşturabilecek bir seçenek oluşturmak.

Görüşmelerin seyrine ve ortaya çıkacak mutabakata göre İYİ Parti ile bu siyasi hattın nasıl bir ortak zeminde buluşabileceği de önümüzdeki dönemin önemli başlıklarından biri olacak.

Zira Meclis’teki temsil gücü ve mevcut siyasi ağırlığı bakımından İYİ Parti, bu denklemin göz ardı edilemeyecek aktörlerinden biri.

Burada Zafer Partisi ile İYİ Parti’yi birbirinin alternatifi olarak görmek de doğru olmayabilir. İki partinin seçmen tabanlarında kesişen alanlar bulunduğu gibi, birbirlerinden ayrıştıkları siyasi başlıklar da var. Dolayısıyla Ankara kulislerinde konuşulan senaryo, bir partinin diğerine katılması değil, farklı siyasi kanatların seçim döneminde ortaklaşabileceği bir zemin aranması şeklinde okunuyor.

Bu iki siyasi hatta bakıldığında dikkat çeken başka bir ayrıntı daha var:

Anahtar Parti şu aşamada her iki projenin de içerisinde görünmüyor.

Anahtar Parti’nin bundan sonraki süreçte nasıl bir pozisyon alacağı, kendi başına mı ilerleyeceği yoksa başka siyasi yapılarla bir temas arayışına mı gireceği de denklemin önemli başlıklarından biri olabilir. Çünkü önümüzdeki dönemde mesele yalnızca hangi partilerin yan yana geleceği değil, hangi siyasi yapının hangi seçmen grubunu sandığa taşıyabileceği meselesine dönüşecek.

Bütün bu hareketlilik yaşanırken ana muhalefetin parçalanmış görüntüsü ise ilk bakışta muhalefet açısından önemli bir zaaf gibi görünüyor.

Ancak seçim matematiği açısından başka bir sonuç daha doğuruyor:

Cumhurbaşkanlığı adaylığı için alternatif sayısı artıyor.

Muhalefetin tamamını tek bir aday üzerinde toplamak yerine, farklı siyasi kümelerin ilk turda kendi adaylarıyla yarışması ve ikinci turda ortak bir aday etrafında birleşmesi senaryosu artık daha fazla konuşulabilir hale geliyor.

Burada kritik kelime “ortak aday” değil, “herkesin oy verebileceği aday.”

Çünkü Türkiye’de özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde birinci ve ikinci tur seçmen davranışları birbirinden farklı olabiliyor. Seçmen ilk turda kendisini en yakın hissettiği siyasi partiye veya adaya oy verebilir. İkinci turda ise siyasi tercihinden ziyade “kim kazanabilir?” veya “kim kazanmasın?” sorularıyla hareket edebilir.

Dolayısıyla bugün birbirleriyle yan yana gelmesi zor görünen siyasi partilerin ayrı ayrı örgütlenmesi, sandığın ikinci turunda aynı hesabın farklı parçaları haline gelebilir.

Başka bir ifadeyle:

İlk turdaki ayrışma, ikinci turdaki birleşmenin önünde mutlaka bir engel değil.

Hatta farklı seçmen gruplarının kendilerini ait hissettikleri siyasi yapılarda ilk turda temsil edilmesi, ikinci turda daha geniş bir ortak paydanın oluşmasını kolaylaştırabilir.

Elbette bunun ciddi riskleri de var.

İttifakların ve adayların sayısı arttıkça muhalefetin parçalanmış görüntüsü seçmende “Bunlar birlikte ülke yönetebilir mi?” sorusunu büyütebilir. Çok sayıda aday ve çok sayıda siyasi yapı, stratejik bir çoğulculuk yerine dağınıklık görüntüsü oluşturursa bütün hesaplar tersine dönebilir.

Fakat Ankara’da bugün konuşulan senaryoların temel mantığı tam da burada yatıyor:

Herkesin aynı şeyi söylemesi değil, herkesin kendi seçmenini sandığa taşıması ve ikinci turda ortak bir zeminde buluşması.

Önümüzdeki aylarda bu nedenle parti liderlerinin birbirleriyle yaptıkları görüşmeler kadar, kimlerle görüşmedikleri de önemli olacak.

Saadet-Yeniden Refah-DEVA hattının ne kadar genişleyeceği, Zafer Partisi’nin yürüttüğü temasların hangi siyasi zemine ulaşacağı, İYİ Parti’nin bu tabloda nasıl bir pozisyon alacağı ve Anahtar Parti’nin kendi yolunu nasıl çizeceği, seçim denkleminin temel sorularını oluşturuyor.

Ana muhalefetteki parçalanmanın kalıcı bir siyasi ayrışmaya mı dönüşeceği, yoksa seçim matematiği açısından farklı seçeneklerin ortaya çıkmasını mı sağlayacağı ise daha büyük soru.

Sonuçta bugün Ankara’da kurulmaya çalışılan siyasi yapıların hiçbiri sandığın kesin sonucunu göstermiyor. Ancak bütün bu hareketliliğin altında ortak bir hesap olduğu görülüyor: İktidara karşı tek bir muhalefet cephesi kurmak yerine, farklı seçmen kümelerini ayrı ayrı yakalayıp ikinci turda mümkün olan en geniş ortak paydayı oluşturmak. Bu stratejinin başarılı olup olmayacağını ise ittifakların büyüklüğünden çok, sonunda ortaya çıkacak adayın kim olduğu belirleyecek. Çünkü Türkiye’de ikinci tur hesabında mesele yalnızca “Biz kimin arkasındayız?” sorusu değil; çok daha zor olan “Bize oy vermeyen seçmen, bizim gösterdiğimiz adaya oy verir mi?” sorusudur. Asıl siyasi mühendislik de galiba tam burada başlıyor.