İnsanlık, belki de tarihinin en itibarsız dönemlerinden birini yaşıyor.

Bu sadece ekonomik bir kriz değil; ahlaki, vicdani ve zihinsel bir çöküş.

Bugün esas sorulması gereken soru şudur:

Bir insan nasıl itibarlı olur?

Ve daha da önemlisi:

İnsanlar kime, neden saygı duyar?

Bu soruların cevabını aramak için uzağa gitmeye gerek yok.

Önce oturduğumuz apartmana bakalım.

Komşularımıza, akrabalarımıza, iş arkadaşlarımıza…

Sonra içinde bulunduğumuz sosyal çevreye, meslek gruplarına, topluma.

Kimler itibarlı?

Kimler saygı görüyor?

Kimler konuştuğunda insanlar susuyor, kimler görmezden geliniyor?

Bu sorulara vereceğiniz cevaplar sizi rahatsız edecek.

Çünkü göreceksiniz ki; itibar artık erdemle, ilimle, liyakatle değil,

çoğu zaman gösterişle, para ile, makamla ve gürültüyle ölçülüyor.

Oysa hem dinler hem de bilim yüzyıllardır aynı şeyi söyler:

En değerli şey ilimdir, ahlaktır, liyakattir.

Peki gerçek hayatta böyle mi?

Bugün dünyada ve ülkemizde kimler itibarlı sayılıyor?

Her meslek grubuna bakın:

Akademide, medyada, siyasette, ticarette, sanatta…

En bilgili olan mı öne çıkıyor?

En ahlaklı olan mı?

En çok üreten mi, en çok emek veren mi?

Yoksa; hak etmediği diplomalarla, hak etmediği makamlarla, hak etmediği zenginlikle “itibar devşirenler” mi?

İtibar, alın teriyle değil de etiketle satın alınır hâle gelmişse, orada medeniyet ayakta duramaz.

Marka giysiler…

Astronomik fiyatlarla alınmış araçlar…

Kolunuzda aynı zamanı gösteren ama yüz binlerce dolarlık saatler…

Bunların gerçekten size itibar kazandırdığını mı sanıyoruz?

Düşünün:

İnsanlığın büyük bir kısmı açlıkla mücadele ediyor.

Temiz suya ulaşamayan milyonlar var.

Sağlıklı gıdaya erişemeyen, emeğinin karşılığını alamayan milyarlar…

Böyle bir dünyada, lüksü itibar sanmak, israfı başarı gibi sunmak,

gösterişi değer diye pazarlamak…

Bu sadece adaletsizlik değil, aynı zamanda ahlaki bir körlük.

Asıl itibarlı olan kimdir biliyor musunuz?

Sözünün arkasında durandır.

Gücü varken adil olandır.

Makamı yokken de omurgalı kalabilendir.

Bilgiyi kibir için değil, sorumluluk için taşıyandır.

Kimse görmezken de doğruyu yapandır.

Toplumlar böyle insanlarla ayağa kalkar.

Tersi durumda ise; medeniyet dediğimiz şey bir tenekeye, bir çaputa, bir etiket yığınına dönüşür.

Peki bu gidişatı kim durduracak?

Nasıl bir formülle insanlık kendine gelecek?

Cevap zor ama net:

İtibarı yeniden ahlakla, emekle, liyakatle tanımlayarak.

Başka bir kurtuluş yolu yok.

Aksi hâlde daha çok zengin, daha çok gösteriş, daha çok gürültü olacak…

Ama daha az insan, daha az vicdan, daha az adalet kalacak.

Ve işte o zaman, sahip olduğumuz her şeyin aslında hiçbir şey olmadığını çok geç fark edeceğiz.