YENİÇAĞ Gazetemizde “İşte CHP” başlığında yazılar dikkatinizi çekmiştir. Gündemde siyasi sayılan soruşturmalar ve iktidarın gücü ortada iken bu yazının gündemi tartışma konusu oldu. Oysa Yeniçağ Gazetesi doğru ve zamanlı bir hatırlatma yapıyor ve önceki gün, Türkiye Cumhuriyeti kurucu değerlerinden uzaklaşan bir CHP’nin niçin iktidar olamadığının şifrelerini (olaylar üzerinden) hatırlatıyor.
Yazı dizisini takip ederken bana düşündürdükleri şudur;
Türk milliyetçiliği ile sol ideoloji arasındaki çatışma, yalnızca siyasi rekabetten değil; ulus, kimlik, toplumsal bütünlük gibi temel kavramların farklı tanımlarından kaynaklanmaktadır.
Sol, özellikle 1980 sonrası dönemde sınıf temelli mücadeleyi terk edip kimlik temelli ayrışmalara yönelmiş; bu da milliyetçilikle olan uyumsuzluğunu artırmıştır. CHP ve benzeri partilerin ideolojik ve kadrosal dönüşümü, bu tarihsel kopuşu sürekli kılmıştı.
1970'lerdeki devrimci sol hareket, Türk milliyetçiliğini "faşizm" olarak tanımlamış ve bu ideolojiye karşı hem silahlı hem ideolojik mücadele başlatmıştır. Mihri Belli, Mahir Çayan, Doğu Perinçek gibi isimlerin yazılarında, milliyetçilik emperyalizmin yerli ayağı, baskıcı rejimin ideolojik aracı olarak görülmüştür. Bu dönemde solun milliyetçiliğe mesafesi, yalnızca ideolojik değil; aynı zamanda örgütsel konumlanışla da ilgilidir. Marksist çevreler, milliyetçiliğin sınıfsal mücadeleyi gölgeleyeceği düşüncesiyle, enternasyonalizmi esas almışlardır.
1970'li yıllarda Türkiye'de yaşanan siyasal şiddetin önemli bir bölümünü, Marksist-Leninist grupların MHP ve ülkücü camiaya yönelik sistematik saldırıları oluşturmuştur.
Ülkücülere ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) mensuplarına yönelik 1960'ların sonlarından 1980'e kadar geçen süreçte, birçok silahlı saldırı gerçekleştiren sol örgütler mevcuttur. Bu örgütlerin bazıları doğrudan Türk milliyetçilerini hedef alırken, bazıları daha genel olarak "faşist" olarak nitelendirdikleri sağ görüşlü kişi ve gruplara (özellikle ülkücülere) saldırılar düzenlemiştir.
İşte bu dönemde MHP’lilere veya ülkücülere silahlı saldırı düzenleyen başlıca silahlı sol örgütler:
Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) Kuruluş: 1970 (Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan tarafından) Hedef: Emperyalizm, oligarşi ve onların işbirlikçileri (sağcı-milliyetçi çevreler dahil) Faaliyet: Genelde sistemin merkezine yönelik eylemler yaptı ama zaman zaman ülkücü gençlerle çatışmalar yaşandı.
Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) Kuruluş: 1970 (Mahir Çayan öncülüğünde) Hedef: Devletin sınıfsal yapısını değiştirmek, silahlı devrim. Ülkücülerle Çatışmalar: Kırsalda ve şehirde silahlı çatışmalar yaşandı, özellikle “devrimci mahallelerde” ülkücülerin barınmasına karşıt şiddet eylemleri
Devrimci Yol (Dev-Yol) Kuruluş: 1975 (THKP-C çizgisinden ayrılarak) Özellik: En geniş sol kitle hareketlerinden biri, halk komiteleriyle örgütlendi. Ülkücülerle Çatışma: 1977-80 arasında birçok ilde ülkücü gençlerle Dev-Yol militanları arasında silahlı sokak çatışmaları yaşandı. Bu çatışmaların bazıları ölümle sonuçlandı. Not: Dev-Yol, Karadeniz ve İç Anadolu’da bazı yerlerde MHP’ye karşı açık silahlı mücadeleye girişti.
Devrimci Sol (Dev-Sol) Kuruluş: 1978 (Dev-Yol’dan koparak) Strateji: “Silahlı propaganda”, şehir gerillası. Ülkücülere Yönelik: MHP’lilere yönelik suikastlar, silahlı baskınlar. 12 Eylül öncesi bazı MHP’lilerin öldürülmesi eylemlerinde Dev-Sol militanlarının adı geçmiştir.
Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) Kuruluş: 1972 (İbrahim Kaypakkaya tarafından) Silahlı Kanat: TİKKO (Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu) Faaliyet Alanı: Kırsal ağırlıklı gerilla mücadelesi. Ülkücülerle Temas: Doğu ve Karadeniz bölgelerinde ülkücülerle köylerde karşılıklı saldırılar yaşanmıştır.
Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP) ve diğer küçük Maocu örgütler: Daha küçük gruplar ama yerel düzeyde özellikle MHP'nin gençlik yapılanmalarıyla çatışmalara girdiler.
Kürt Solu Örgütleri ( KAWA, DDKD): Bu örgütler, 1970'lerin sonlarında özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinde MHP teşkilatlarına ve ülkü ocaklarına saldırılarda bulundular. Not: PKK 1984’te silahlı eylemlere başladı ama öncesinde de bazı MHP’lilere yönelik infazlar yapılmıştı.
12 Eylül 1980 askeri darbesi, Türkiye'de siyasi hayatı derinden etkileyen bir dönüşüme yol açmıştır. Darbe sonrasında tüm siyasi partiler kapatılmış, liderleri gözaltına alınmış ve siyaset kurumu yeniden dizayn edilmiştir. Ancak bu baskı ortamında bile ideolojik ayrışma sürmüş, özellikle Marksist-Leninist hareketler için yeni siyasal zeminler oluşmuştur. Türkiye’de solun milliyetçilikle hesaplaşması, yalnızca darbe sonrası yeniden yapılanma süreciyle sınırlı değildir. Bu hesaplaşma, Cumhuriyet’in kuruluş döneminden itibaren ulus-devlet paradigması ile solun enternasyonalist ve sınıf merkezli ideolojisi arasında süregelen teorik bir gerilimdir.
Türkiye siyasal bir yeniden yapılanmaya girmişti. Partiler yeniden kuruluyor, seçim atmosferi oluşuyordu. Ancak bu süreçte hem sol hem sağ büyük bir kırılma yaşamıştı.
Sol hareketlerde dağılma ve yön değişimi gözlemlendi. Bazı Marksist-Leninist gruplar, eski sertliklerini sürdürürken, bir kısmı legal siyasi mücadeleye yöneldi. Ancak PKK’nın 1984’te başlattığı silahlı mücadele ile birlikte sol içindeki "ulusal soruna yaklaşım" ciddi bir bölünmeye yol açtı. Bu da Ülkücü Hareket’le düşmanlığın etnik bir çerçeveye evirilmesine zemin hazırladı.
Bu süreçte, Marksist-Leninist hareketler ile Ülkücü Hareket arasındaki düşmanlık artık sokağa taşan çatışmalardan çok ideolojik söylemlere çekilmişti. Marksist çevrelerde ülkücüler hâlâ "kontrgerilla", "devletin içindeki faşist unsur", "solun ezilmesinde kullanılan araç" olarak görülüyordu. Ülkücüler ise bu kesimleri “din düşmanı”, “devlet düşmanı” ve “vatanı bölmeye çalışan komünistler” olarak değerlendirmeye devam ediyordu.
***
Şimdi CHP üzerinden yükselen muhalefetin birçok açıdan enfekte edilmesi tehlikesine karşı bir hatırlatma “İşte CHP” yazı dizisi. Sayın Kılıçdaroğlu ile alınan mesafeyi tüketmemek gerekiyor!
Bugün siyasetçilerin değişiminden kafası karışan vatandaşın hafızalarını canlandırıyor bu yazı dizisi. Tuzağa düşmeden bugünü doğru yorumlamaya yardımcı olacak ve yarına vatandaşın önündeki siyasi tuzaklara dikkat çeken bu araştırmayı, zamanlama açısından doğru buluyorum.