Malumunuz cumartesi günü, İstanbul Büyükşehir Belediyesine ikinci operasyon yapıldı ve pek çok isim gözaltına alındı. Pazar günü bahsettiğim İBB İmar Müdürü Ramazan Gülten’den Dilek İmamoğlu’nun abisine, Murat Ongun’un eşine kadar pek çok isim var listede.

Operasyonun ardından, Sazlıdere Barajı havzasının çevresine Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayıyla başlatılan konut projesine İSKİ’nin gönderdiği yıkım tebligatının ardından operasyona İSKİ’nin de dahil edildiği iddiası uzun uzun tartışıldı.

Keza Ramazan Gülten, Gürkan Akgün gibi isimler de Kanal İstanbul Projesine karşı verdikleri tepkilerle bilinen isimler.

Dolayısıyla, İBB’ye karşı yapılan bu operasyonlar, yalnızca bireysel hukuki süreçler değiller. Aynı zamanda yerel seçimlerin niteliği gereği, şehrin yönetim tarzını ve alacağı hizmeti de etkileyen operasyonlar.

İstanbullunun Seçimi

Yerel seçimler, yalnızca yöneticilerin kim olacağını belirlemekle kalmaz, aynı zamanda bir şehirde hangi anlayışın ve hangi yönetim tarzının geçerli olacağını da belirler.

Bu açıdan İstanbullular, yerel seçimlerde Büyükşehir Belediye Başkanını ve belediye meclisini seçerken esas olarak bir vizyonu, ideolojik bir yaklaşımı destekleyen iradelerini ortaya koydular. Yeniden seçilen Ekrem İmamoğlu açısından da aslında İstanbullular, aldığı hizmetten memnun olduğunun onayını verdi.

Dolayısıyla İstanbul halkı, iradesini net bir şekilde ortaya koyarak İBB’yi mevcut yönetime emanet etti.

Seçilmiş bir başkan ve onun görevlendirdiği bürokratlar aracılığıyla yürütülen bu yerel yönetim hizmeti, halkın oyuna dayanan bir meşruiyete sahip. Bu açıdan, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve onun siyasi iktidarıyla benzer nitelik taşıyor.

Ancak seçilmiş yöneticilere ve onların oluşturduğu kadrolara yönelik yargı müdahaleleri, halkın seçimlere olan güvenini sarsar, demokratik katılımı zedeler ve genel olarak siyasi meşruiyeti de tartışmalı hale getirir.

Fiilen çalışamaz hal

Ayrıca seçilmiş bir yerel yönetimin kadrolarına yönelik sistematik gözaltılar ve tutuklamalar, halkın iradesine yönelmiş müdahale olmakla birlikte, aynı zamanda halkın alacağı hizmetin de etkinliğini zayıflatabilir.

Şu anda bilmemiz elbette mümkün değil ama operasyonların devam edeceği de iktidara yakın medya organlarında yer alan kişilerce sıklıkla dile getirilmekte.

Bu da şüphesiz, İstanbul’a halihazırda hizmet eden herkesin endişeye kapılmasına ve kurumsal verimliliğinde düşüşe sebep olarak bürokratik tıkanıkları beraberinde getirebilir.

Yerel yönetimler siyasi hesaplaşmaların aracı olamayacak kadar kritik öneme sahiptir. Özellikle de İstanbul gibi bir metropolde.

Bu yüzden kamu yararı öncelikli tutulmadan, hizmetleri aksatacak her türlü siyasi hamlenin bedelini de halk ödeyecektir.

Yazıyı noktalarken şunu da belirtmek isterim: Bu yazıda belediye hizmetlerinin aksaması ihtimalinden bahsederken bilinçli bir şekilde seçimin sağladığı demokratik meşruiyetten de bahsettim. Zira belediyeyi bilinçli bir şekilde fiilen çalışamayacak duruma getirerek hizmetin aksatılmasına yol açılmasıyla kayyuma bahane oluşturulması da demokrasi açısından -elbette ki- kabul edilemez.