Gazeteci Yılmaz Özdil, Sözcü Tv’de İpek Özbey’in sunduğu Kırmızı-Beyaz programında son Suriye operasyonunu Amerikalı, İngiliz, Fransız ve İsrailli dört binbaşının İtalya’daki NATO üssünde altı ay çalışarak hazırladığını söyledi.

Programın ilgili bölümünde Özdil şöyle konuştu:

-Şara'nın Suriye'yi ele geçirdiği günü hatırlayalım... Heyet Tahrir El Şam diye örgüttü bu değil mi... Adam bir bastı marşa kamyonetle İdlip'ten aşağıya doğru Halep, Hama,

Humus ve Şam'a geldi değil mi? Bir anda Suriye boşalıverdi. Esat bindi uçağa, pırrrr

Moskova’ya... Rus askeri gücü vardı orada inanılmaz tankları uçakları vesaire

onlar zıııt diye çekildiler yani aynı karayolunda karşı karşıya bile gelmediler.

Yani bu kadar insan halı saha maçı yapsa sakatlanan olur; kimsenin burnu bile kanamadı... Rusya'nın Suriye'yi boşaltma sürecine bakın. Tatilde olsan otel odanı o kadar çabuk boşaltamazsın, o kadar çabuk bu iş nasıl oldu kimse konuşmadı...

-Suriye'deki operasyondan 8 ay önce, dört farklı ülkeden dört kurmay subay; dört kurmay binbaşı, Napoli'deki NATO müşteri Kuvvetler Komutanlığına çağrıldı. Niye çağrıldıklarını kendileri de bilmiyordu. Bu dört subayın ortak özelliği, yüksek lisanslarını, doktoralarını Ortadoğu ve özellikle Suriye üzerine yapmış olmalarıydı.

Birbirlerini de tanımıyorlardı. Bunları, otele yerleştirdiler, birbirleriyle tanıştırdılar. 10 gün kadar bunlar Napoli'de hep beraber takıldı ama bir istihbarat ekibi tarafından takip edildiler. Görüldü ki bu 10 gün içinde, birbirlerine son derece uyumlular...

Sonra Napoli'de komutanlık bünyesinde bunlara özel korumalı konutlar tahsis ettiler. Bu dört binbaşı, 6 ay boyunca buraya kapanarak harekât planını hazırladı. Kim nereden geçecek, kim hangi yolu kullanacak, hangi noktalara önleme vuruşları yapılacak? İsrail'in o gece vuracağı 250 nokta buldular, bunların tek tek organizasyonu yapıldı. İngiliz binbaşı bu dört subayın hazırladığı harekât planını Roma'daki İngiliz büyükelçiliğine teslim etti. Bu bir NATO harekâtıydı.

-Türkiye'nin bundan haberi var mıydı dersen; mutlaka vardı. İşte 3 gün önce

Şam eski Amerikan büyükelçisi söyledi, dedi ki, “Bu Şara denilen arkadaşı İngiliz

sivil toplum örgütleri geleceğe yönelik siyasetçi olması için yetiştirdi ama pek istediğimiz verimi de alamıyoruz...”

Suriye de yemeği bunlar yedi bulaşıkları biz yıkıyoruz.

-Suriye'de işlerin iyi gitme ihtimali bizim açımızdan zaten yok, peki o zaman çözüm sürecinin bir anlamı kalacak mı?

PYD'ye dokunulmayacak, Irak'tan başlayarak Irak'ın kuzeyi ve Suriye'nin kuzeyinde kanton devletler oluştu ve burada ve aşağıda Suriye'ye doğru tamamen Amerikan şirketlerinden oluşan bir petrol ve doğalgaz ülkesi kuruldu.

Türkiye’de de bu açılım maçılım diye teröristlere kravat taktırma operasyonu uygulanıyor.

-Şimdi bu Şara denilen adam, aslına bakarsan CIA’nın Afganistan'da kurduğu

Elkaide'nin uzantısı olan IŞİD olarak Irak’ta karşımıza çıktı. Bu arkadaş 7 kişilik çekirdek kadrosuyla örgütü Suriye'ye taşıdı. Önce

El Nusra'ya sonra Heyet Tahrir el Şam'a dönüştü, şimdi de kravatı taktırdılar cumhurbaşkanı oldu ve Amerika Birleşik Devletleri başkanıyla, Suudi prensinin yanında fotoğraf verdi.

Yarın öbür gün Abdullah Öcalan'ı da böyle bir fotoğrafta görmeyeceğimizin garantisini kimse veremez...

-Adam, uluslararası terörist... Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından bile terörist örgüt kabul ediliyordu ama ona kravatı taktırdılar, cumhurbaşkanı oldu. PYD'nin başındakine bakıyorsun çocukluğundan beri PKK'nın içinde, Abdullah Öcalan'ın yanındaki Mazlum Abdi... Orijinal ismi bile tartışmalıdır Amerika Birleşik Devletleri adama “general” diyor ona da şimdi ceketi giydirdiler yarın kravatı taktıracaklar ona da benzer bir fotoğraf çektirecekler. Dolayısıyla bugün Murat Karayılan'a, Cemil Bayık'a Duran Kalkan'a, Abdullah Öcalan'a bu gözle bakmakta fayda var. Yarın öbür gün kendimizi bir anda soykırım sanığı; bunları da kravatlı ceketli karşımızda görebiliriz...