Siyasi iktidarın 2026’da enflasyonu düşürmek için yapması gereken şey, Türkiye İstatistik Kurumu’na fazla mesai yaptırmak değil ciddi ekonomik önlemler almak olmalıdır.

- Örneğin, tarım ve hayvancılığa önem vermeli, bu alanda çalışmak isteyenlere Hazine arazilerini cazip fiyatlarla kiralayarak araç-gereç, gübre, tohum, yem gibi destekler sağlamalı, kooperatifçiliği teşvik etmeli, kimlerin nerelerde hangi ürünleri ekeceğine hangi hayvanları besleyeceğine ilişkin planlamalar yapmalıdır.

- Enflasyonun önemli nedenlerinden biri üretim bölgeleri ile kentler arasındaki nakliye giderlerinin fazlalığıdır. Buna çare olarak yük ve hayvan taşımacılığında demiryollarının ağırlığı artırılmalıdır.

- Rüzgâr ve güneş enerjilerinden yararlanmak isteyenlere uygun koşullarda krediler açılmalıdır.

- Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de yeni doğalgaz kaynakları bulmaya yönelik çalışmalar hızlandırılmalıdır.

- Şehir içi ulaşımda toplu taşımacılığın ağırlığı artırılarak bireysel araç kullanımı azaltılmalı, dolayısıyla yakıt ithaline giden döviz miktarı düşürülmelidir.

- Devlet yönetiminde şeffaflığın ana ilke haline getirilmesi ile israf ve yolsuzlukla etkin mücadele edilmelidir.

ABD’YE DİKKAT!

2026’da iktidar ABD’nin oyunlarına, tezgâhlarına dikkat etmeli, Donald Trump’ın Erdoğan’la ilgili övücü sözlerini ihtiyatla karşılamalıdır.

O ABD ki...

- 27 Mayıs ve 12 Eylül darbelerine destek olmadı mı?

- Muhtıraların arkasında durmadı mı?

- 15 Temmuz darbe girişiminde etkin rol oynamadı mı?

- PKK'ya en büyük desteği sağlamadı mı?

- Ambargolarla ekonomimizi çökertmeye çalışmadı mı?

- Ülkelerine kaçan darbecilere kol kanat germedi mi?

- Ortadoğu'yu kan gölüne çevirerek başımıza bir de mülteci sorunu çıkarmadı mı?

- İsrail’in Suriye’de de etkin rol oynamasının önünü açmadı mı?

***

Yani, karşımızda dost ve müttefik değil, varlığımıza ciddi tehdit oluşturan bir devlet var.

***

Bunları bir kenara yazdıktan sonra şu gerçeği hep aklımızda tutmalıyız:

ABD bize oyun üstüne oyun oynayıp tezgâh üstüne tezgâh kurarken birçok ülkeye hiçbir şey yapamamasının nedeni, o ülkelerin gerek ekonomik gerekse askeri bakımdan güçlü olmalarıdır.

Yani çare; her bakımdan güçlü, çok güçlü bir devlet olmamızdan geçiyor.

ŞİDDET DERSANESİ

Bizim televizyonların çoğunun ana haber bültenleri şiddet olaylarının geçit resmi gibi.

Vurulanlar, bıçaklananlar, yakılanlar, balkondan-pencereden atılanlar, işkence görenler, rehin alınanlar ardı ardına yansıyor ekranlara.

Kan, dehşet, gözyaşı olmayan haberi haberden saymıyor nedense bizim televizyon yöneticileri.

Şiddet ana haberlerde kalsa iyi...

Hemen ardından başlayan dizilerde de benzer olayları izlemeye mahkûm ediliyor insanlar.

Tabii, gündüz kuşağındaki yayınlar da çok farklı değil.

Kimilerinde katiller stüdyoya kadar gelip işledikleri cinayetleri ayrıntılarıyla anlatıyor.

***

Şiddetin öğrenilen bir davranış biçimi olduğu; her gün şiddetle karşı karşıya kalanların bir gün şiddete yönelmekten kaçınmayacağı bilindiği halde, televizyonlar şiddet eğitimi veren birer dershane olmayı sürdürüyorlar ne yazık ki.

***

Peki, televizyonları denetlemekle görevli RTÜK bunları görmüyor mu?

İyi niyetle yanıtlayalım:

Görmüyor herhalde!

“BİLİMSEL” BİR YORUM!

CNN Türk’te Fulya Öztürk’ün sunduğu programın konuklarından biri de Prof. Dr. Oytun Erbaş’tı.

Erbaş, alkol ve uyuşturucunun zararlarından söz ederken son derece “bilimsel” bir ifade kullandı, “Bunları içenler ağızlarına s.çmış olurlar” deyiverdi.

Bu sözler karşısında programa katılanların şaşkınlığı görülmeye değerdi doğrusu.

Neyse ki Fulya Öztürk kendini çabuk toparladı, “Sözleriniz yanlış anlaşılmalara yol açabilir, düzeltelim isterseniz” dedi.

Bunun üzerine Erbaş, sözlerinin maksadını aştığını söylemek zorunda kaldı.

***

Merak bu ya, böyle bir söz Halk TV ya da Sözcü TV gibi bir kanalın programında söylense ne olurdu?