Floransa’nın sanat kokan sokaklarında, takvimler 1502’yi gösterdiğinde herkesin ümidi kestiği devasa bir mermer blok yatıyordu. Dev lakaplı, Agostino di Duccio tarafından yanlış darbelerle hasar verilmiş, halkın gözünde kıymeti kalmamış koca bir taş parçası...
Belediye Başkanı (Adalet Sancaktarı) Piero Soderini dahi mermerin kurtarılabileceğine inanmıyordu. Lakin Roma’dan gelen genç bir dahi, Michelangelo, o yontulması imkânsız görülen blokta, Rönesans’ın sembolü olacak Davud’u görebilmişti.
Olayın sanatsal boyutu tarihin sayfalarında yerini aldı; fakat Michelangelo ile Soderini arasında geçen o meşhur diyalog, modern iş dünyasına ve insan psikolojisine dair eşsiz dersler barındırıyor.
Davud heykeli neredeyse bitmişti. Soderini atölyeye girdi, kendini bir sanat eleştirmeni edasıyla konumlandırdı ve o tarihi cümleyi kurdu: Burnu biraz büyük olmuş.
Tam o an, Michelangelo bir yol ayrımına geldi. Karşısındaki kişi şehrin en güçlü adamıydı. Sanatçı, Soderini’ye aşağıdan yukarıya bakmanın perspektifi bozduğunu, burnun gayet orantılı olduğunu teknik terimlerle anlatabilirdi. Yahut öfkelenip sanatına karışılmamasını isteyebilirdi. Oysa o, üçüncü bir yolu, algı mühendisliğini seçti.
İknanın Görünmez Eli
Michelangelo, sessizce iskelesine tırmandı. Eline bir keski ve yerden gizlice aldığı bir avuç mermer tozunu sıkıştırdı. Soderini’nin görebileceği bir noktada, keskiyi burnun üzerinde gezdiriyormuş gibi yaparken, avucundaki tozları yavaşça aşağıya, başkanın ayaklarının dibine serpiştirdi.
Aslında heykelin burnunda milimlik bir değişim yoktu. Değişen tek şey, Soderini’nin zihnindeki müdahale edildi algısıydı.
Birkaç dakika süren tiyatronun ardından başkan heykele tekrar baktı ve gülümsedi: Şimdi daha iyi. Ona can verdin.
Yaşanan durum davranış bilimlerinde Müdahale İllüzyonu veya modern tabirle Plasebo Etkisi olarak okunabilir. Otorite konumundaki insanlar süreçlerin parçası olduklarını hissetmek isterler. Bir projeye, bir rapora veya bir esere dokunmak, o nesne üzerindeki hakimiyetlerini tesciller.
Soderini’nin derdi burnun boyutu falan değildi; o devasa eserde kendi parmak izinin bulunması arzusuydu.
Haklı Olmak mı, Sonuç Almak mı?
Günlük hayatta sıkça düştüğümüz tuzak tam olarak burasıdır. Karşımızdakinin hatasını yüzüne vurmak, gerçeği kanıtlamak için enerji harcarız.
Michelangelo gerçeği değiştirmeden, gerçeğin algılanış biçimini değiştirdi. Soderini’nin egosunu okşayarak, sanatını korudu. Başkanın değişim talebini, fiziksel bir eylem yerine psikolojik bir tatminle karşıladı.
Yere dökülen o mermer tozları birer onay mekanizmasıydı.
İletişim kazalarının çoğunda asıl sorun söylenen sözler veya yapılan işler olmuyor; sorun, tarafların duyulmadığını veya önemsenmediğini hissetmesidir. Michelangelo, başkana Seni duydum ve dediğini yaptım mesajını verirken, eserinin mükemmelliğinden ödün vermedi.
Belki de hayatın karmaşık labirentlerinde ilerlerken, cebimizde her daim bir avuç mermer tozu bulundurmalıyız. Bazen en büyük sorunları çözmek için balyoz darbelerine gerek kalmaz; küçük bir illüzyon, karşı tarafın egosunu tatmin ederken, bize de asıl işimizi yapma özgürlüğü tanır.
Davud heykeli asırlardır kusursuz burnuyla Floransa’yı selamlıyor; Soderini ise o burnu kendisinin düzelttirdiğini sanarak tarihin tozlu sayfalarında mutlu bir uyku uyuyor.
Kazan-kazan dedikleri galiba tam olarak böyle bir şey.