Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Vedat Göral, lodoslu havaların insanların sağlığını nasıl etkilediğine ilişkin özetle şöyle diyor:
-Baş ağrısına neden olur,
-Odaklanma sorunu yaratır,
-Çalışma performansını düşürür,
-Uykusuzluğa yol açar,
-Daha depresif, huysuz, sinirli yapar,
-Migren şikâyetlerini tetikler,
-Mide rahatsızlıklarını artırır,
-Kabızlık veya ishale davetiye çıkarır.
***
Evet, ülkemizi günlerce etkisi altında tutan şiddetli lodos sadece çatıları uçurmadı, ağaçları devirmedi, vapur seferlerini iptal ettirmedi, kamyonları-tırları-otomobilleri yolların dışına sürüklemedi, tekneleri batırmadı, insanları da derinden sarstı.
Aslında lodosun insan sağlığını, özellikle psikolojisini bozan etkileri olduğunu Osmanlılar yüzlerce yıl önce görmüş ve buna karşı bazı önlemler alma gereği duymuşlar.
Meteoroloji ve Afet Yönetimi Uzmanı Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu bir makalesinde, Osmanlı İmparatorluğu döneminde lodoslu havalarda kadıların hukuka uygun sağlıklı kararlar vereceğinden endişe edildiği için mahkemelerin tatil edildiğini belirtiyor.
Kadıoğlu’na göre, lodos sadece insanları değil deniz canlılarında da son derece olumsuz etkiler yaratıyor.
Bu konuda şunları yazıyor:
“Lodos estiği zaman denizdeki balıklar bile şapşallaşır, etleri yenmez hale gelir. Lezzetsiz balıklara lodos balığı adı verilir.”
***
Bu bilgiler ışığında dört önerim var...
Bir:
TBMM, lodoslu havalarda hâkimlerin yanlış kararlar verebileceği olasılığını düşünerek mahkemelerin tatil edilmesini düzenleyen bir yasa çıkarmalıdır. Osmanlı hukuku bu konuda yol gösterici olabilir.
İki:
Lodoslu havalarda cinayet, yaralama, gasp, hırsızlık, dolandırıcılık, uyuşturucu satışı ve kullanımı gibi olaylar diğer zamanlara göre artış gösterebilir. Bu nedenle lodoslu günlerde emniyet ve jandarma örgütlerinin çalışanları fazla mesai yapmalıdır.
Üç:
Vatandaşlar lodoslu günlerde evlilik, boşanma, okul tercihi, başka kente taşınma, iş başvurusu, ev ve araç satın alma gibi önemli konularda karar vermemeli, havanın sakinleşmesini beklemelidir.
Dört:
Lodoslu havalarda hem balıkçıların can güvenliklerini sağlamak hem de yenilmeyecek balıkların boşu boşuna avlanmaması için avcılık faaliyetleri durdurulmalıdır.
+++++++
BURADA KALSA NELER OLURDU?
Prof. Dr. Aziz Sancar, 2015 yılında Nobel Kimya Ödülü’nü kazanarak hepimizi gururlandırmıştı.
Son günlerde medyada yer alan haberlere göre yine büyük bir başarıya imza atacağa benziyor.
Yaptığı çalışmalar sonucu beyin kanseri olan fareleri yüzde yüz iyileştiren bir ilaç bulmuş.
Bu ilaç, beyin kanserine yakalanmış insanlar üzerinde yapılacak deneylerde de aynı etkiyi gösterirse, her yıl on binlerce beyin kanseri hastası ölümden kurtulup sağlıklı yaşama kavuşacakmış.
***
Söz konusu haberler bana “Aziz Sancar acaba İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun olduktan kısa bir süre sonra yurtdışına gitmeyip de Türkiye’de kalsaydı neler olurdu” sorusunu sordurdu.
Bu soruya yanıtım şöyle bir senaryo oldu:
-Tayin edildiği ilçenin hastanesinde günde 50’den fazla hastaya bakmak zorunda kalır, akşam olduğunda kıpırdayacak hali kalmazdı.
-Çalıştığı hastaneyi daha iyi bir noktaya getirmek için boş olan başhekimliğe atanmak ister ama devreye siyasilerin girmesi yüzünden o göreve kendisinden genç ve tecrübesiz biri atanırdı.
-Tüm zorluklara karşın bir yandan çalışıp bir yandan bilimsel çalışma yapmak için projeleriyle birlikte ilgili kuruluşlara başvurduğunda, “Şimdilik işinde çalış, ileride bakarız” yanıtını alırdı.
-“Bari tekrar üniversiteye döneyim, akademik çalışmalar yapayım” dese bu defa da üniversite kadrolarının, nüfuzlu hocaların eş, dost ve akrabaları tarafından doldurulduğunu görürdü.
-Ağır iş yükü ve hayallerini gerçekleştiremeyişin yarattığı psikolojik travma yüzünden mesleğine de hayata da küser, süresi dolar dolmaz emekli olup köşesine çekilirdi.
-Ömrünün kalan kısmını, yıllarca tasarruf yaparak zar zor aldığı küçük evin bahçesinde domates, biber yetiştirip sokak kedileri ve köpeklerini besleyerek geçirirdi.
-Televizyonda bilimsel buluşlarından söz edilen yabancı bilim adamlarıyla ilgili haberleri duydukça hüzünlenir, gözleri dolar, “Ah, hayat işte!” diye hayıflanırdı.
-Seçim dönemlerinde, parti liderlerinin, iktidar oldukları takdirde emekli maaşlarına yüksek oranda zam yapacaklarına ilişkin vaatlerini buruk bir sevinç içinde dinlerdi.
-Yakın akrabaları ve vefalı eski hastaları dışında arayan soran olmaz, mütevazı evinde Azrail’in ziyaretini tevekkül içinde beklerdi.