Gülistan Doku’nun kaybolmasına dair ilerleyen süreçten bugün gelinen noktada, soruşturmanın seyri, geçmişteki bazı kararlar ve dosyada adı geçen bazı kamu görevlileri etrafında dönen iddialar, kan dondurucu.
Dosyayı biraz karıştıran, azıcık vicdanı olan herkesin zihninde aynı soru yankılanıyor: Ne oldu o gün?
Özellikle dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ve çevresine dair dile getirilen iddialar, tartışmanın yönünü tamamen değiştirmiş durumda. Bu noktadan sonra mesele sadece bir kayıp vakası değil; aynı zamanda sürecin nasıl yürütüldüğüne dair bir sorgulamaya dönüşüyor.
Çünkü Gülistan Doku dosyasında boşluklar, gecikmeler ve cevapsız kalan sorular, iddiaların kendisinden daha güçlü bir etki yaratmış durumda. Bu da ister istemez “devlet gücü”, “yerel nüfuz” ve “soruşturmanın bağımsızlığı” gibi kavramları yeniden tartışmaya açıyor.
Kamu gücü ve nüfuz kullanımı
Devlet mekanizması normal şartlarda adaleti sağlamak için vardır; ancak aynı güç, yanlış kullanıldığında ya da etkilenmeye açık hale geldiğinde, adaletin yönünü değiştiren bir baskı alanına dönüşebilir.
Bir olayın gerçek boyutunun ortaya çıkmasını engellemek için kamu gücünün, idari otoritenin veya kurumsal nüfuzun kullanılmasına dair iddialar mide bulandırıyor.
Literatürdeki tabiriyle “siyasi/kurumsal örtbas (political cover-up)” kavramının asıl etkisi toplumun zihninde başlıyor. İnsanların aklına şu soruyu getiriyor: Adalet gerçekten herkes için aynı mı işliyor? Ve bu soru zihinlerde yayıldığında, sorun tek bir dosyadan çıkarak güven krizine dönüşüyor.
Nitekim bu tartışmalar sadece Gülistan Doku dosyasına ait değil. Zaman zaman farklı siyasi ve adli dosyalarda da benzer tartışmaları yaptık. İBB gibi örnekler üzerinden yürüyen “siyasi dava” tartışmalarını düşünün… Süreçlerin şeffaflığı, zamanlaması ve işleyiş biçimi sorgulandıkça, ortaya çıkan algı çoğu zaman hukuki gerçekliğin önüne geçer ve esas mesele adalete duyulan güven haline gelir.
Bu nedenle güç yoğunlaşmasının yüksek olduğu, denetimin zayıfladığı, şeffaflık ve hesap verilebilirlik mekanizmalarının yeterince güçlü işlemediği ülkelerde bu tür soru işaretlerinin daha sık gündeme gelmesi tesadüf değil.
Dosyada giderek büyüyen boşluk
Gülistan Doku dosyası, Türkiye’de sadece bir kayıp vakasının değil, aynı zamanda adalet mekanizmasının nasıl işlediğine dair toplumsal bir sınavın da adı haline gelmiş durumda.
Tüm tartışmalar, tüm iddialar ve tüm soru işaretleri bir yana; geriye kalan en temel beklenti, gerçeğin açık ve net bir şekilde ortaya çıkması.
Çünkü bu sadece bir dosyanın kapanması meselesi değil. Bu, bir bakıma adaletin gerçekten işleyip işlemediğine dair herkesin kendi içinde verdiği cevabın meselesi. Ve o cevap netleşmediği sürece, bu hikâye bitmeyecek.