Ne garip bir ülkede yaşıyoruz, ne garip yorumcularımız var…
Bir görüşme gerçekleşiyor, daha ne konuşulduğu bilinmeden senaryolar yazılmaya başlanıyor.
Cumhurbaşkanı ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş görüşüyor. Görüşmenin içeriği ve sonucu henüz kamuoyuna tam olarak yansımadan bazı gazeteciler, yorumcular ve sosyal medya hesapları bu buluşmaya bir kamyon anlam yüklüyor.
Kimi gizli pazarlık arıyor, kimi ittifak hesabı çıkarıyor, kimi de meseleyi doğrudan Mansur Yavaş karşıtlığı üzerinden okumaya çalışıyor.
Bari biraz bekleyin!
Önce ne konuşulduğunu, hangi başlıkların ele alındığını, görüşmeden ne sonuç çıktığını öğrenelim. Sonra oturur yorumumuzu yaparız.
Siyaset, varsayımlarla, imalarla, dedikodularla değil; bilgiyle ve ortaya çıkan somut sonuçlarla değerlendirilir.
Ama görüyorum ki memlekette artık her şey iç siyasetin malzemesi hâline getiriliyor.
Daha vahimi, bir kesim sanki muhalefetin başarısızlığını kendisine siyasi hedef edinmiş durumda. Bu anlayış sadece iktidara yakın çevrelerde de yok. Muhalefetin kendi içinde de “O başarılı olmasın da ne olursa olsun”, “İnsanların umudu o isimde toplanmasın da nasıl olursa olsun” anlayışıyla hareket edenler var.
Mansur Yavaş söz konusu olduğunda bunu çok daha açık görüyoruz.
Bazı yerlerden fonlandığı iddia edilen şöhretli ya da şöhretsiz sözde gazeteciler, yorumcular, trol karakterli kimlikli kimliksiz sosyal medya hesapları daha ortada hiçbir somut bilgi yokken imalarla, göndermelerle, subliminal mesajlarla Mansur Yavaş karşıtlığını kusmaya başlıyor.
İyi de kardeşim, ne biliyorsunuz?
Ne konuşulduğunu biliyor musunuz?
Ortada bir pazarlık mı var?
Bir siyasi anlaşma mı var?
Bir saf değiştirme mi var?
Yok.
O hâlde bu telaş niye?
Ben Cumhurbaşkanı ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın görüşmesini başlı başına olağan ve doğal buluyorum. Devleti yöneten makamlarla milletin oyuyla seçilmiş belediye başkanlarının görüşmesi neden garipsensin?
Eğer illa bu görüşmenin arkasında siyasi bir anlam aranacaksa benim aklıma çok daha makul başka bir ihtimal geliyor.
Cumhurbaşkanı, seçim öncesinde Türkiye’deki siyasi tansiyonun düşmesine ve bir normalleşme sürecinin oluşmasına katkı vermek amacıyla böyle bir görüşmeyi gerçekleştirmiş olabilir.
Bu kesin bir bilgi değildir. Benim siyasi okumamdır.
Ama hiç olmazsa ortada hiçbir veri yokken “pazarlık yapıldı”, “saf değiştiriyor”, “şu hesabın içine girdi” demekten çok daha mantıklı bir ihtimaldir.
Mansur Yavaş’a gelince…
Ben uzun zamandır kendisinin siyasetteki tavrını dikkatle izliyorum. İtidalli, sabırlı ve gereksiz polemiklerden uzak bir siyaset yürütmeye çalışıyor.
Bazılarının anlatmaya çalıştığı gibi zikzaklar çizen, rüzgâra göre yön değiştiren bir siyasi geçmişi de yok.
Tam aksine…
Cesur, kararlı, gerektiğinde bildiğini okuyan fakat bunu yaparken kutuplaşma siyasetinden mümkün olduğunca uzak duran bir profil çiziyor.
Her gün kavga etmek cesaret değildir.
Her söze cevap vermek kararlılık değildir.
Siyasette bazen sabır da güçtür. İtidal de cesarettir. Devlet adamlığı iddiası taşıyan insanların gerektiğinde konuşabilmesi, gerektiğinde görüşebilmesi ve ülkenin meselelerini kişisel husumetlerin üzerine çıkarabilmesi gerekir.
Mansur Yavaş’ın bugün Türkiye’de farklı siyasi ve toplumsal kesimler tarafından olumlu bir alternatif olarak görülmesinin sebeplerinden birinin de bu olduğunu düşünüyorum.
Çünkü toplum artık kavga görmekten yoruldu.
İnsanlar sabah akşam birbirine hakaret eden siyasetçiler değil; konuşabilen, uzlaşabilen ama gerektiğinde de duruşundan taviz vermeyen insanlar görmek istiyor.
Elbette Mansur Yavaş da eleştirilebilir.
Cumhurbaşkanı da eleştirilebilir.
Her siyasetçi eleştirilmelidir.
Ama eleştiri başka, karalama başka şeydir.
Analiz başka, senaryo yazmak başka şeydir.
Sorgulamak başka, daha ortada bilgi yokken algı oluşturmak başka şeydir.
Hele muhalefette toplumun umut bağladığı isimleri daha yarış başlamadan yıpratmaya çalışmak, sonunda yalnızca o isimlere değil, siyasete ve toplumun değişim umuduna zarar verir.
O nedenle söylüyorum:
Önce bilgi, sonra yorum.
Görüşme bitmeden senaryo yazmayın.
Siyasi hesabınız uğruna insanların umudunu tüketmeyin.
Çünkü ortada bilgi yoksa yapılan şey analiz değil, algıdır.