Türkiye kamuoyu, son haftalarda sosyal medya ve çevrim içi platformlara yönelik yeni bir devlet müdahalesinin eşiğinde duruyor. Kimlik doğrulaması zorunluluğu, 15 yaş altına erişim yasağı ve hızlı içerik müdahale yetkileri içeren taslaklar, devletin “çocukları koruma” gerekçesiyle hayata geçirmek istediği çerçeveyi ortaya koyuyor.

Resmî söylemde, bu düzenlemeler “çocukların dijital ortamda güvenliği” için gerekli görülüyor. Ancak odak sadece çocuklarla sınırlı değil: kimlik doğrulaması tüm kullanıcılar için gündemde ve ifade sorumluluğu artacak.

Bu tabloyu sadece hukukî bir hamle olarak okumak eksiktir. Derinlemesine baktığımızda, bu tür düzenlemeler gençlerde psikolojik ve davranışsal bir rezonans alanı yaratacaktır. Ancak bu rezonans, yaygın varsayılan tepkilerden çok daha karmaşık bir psikodinamik içerik barındırır.

  1. “Özgürlük Savunması” olarak Başlayan Tepki – Yanılsamalı Direniş

Gençliğin ilk tepkisi sıklıkla millî egemenlik ve özgürlük söylemleri ekseninde şekilleniyor:

  • “Devlet internete girdi.”
  • “Özgürlüğümü elimden alıyorlar.”
  • “Anonimlik bitecek.”
    Bu yorumlar, çoğu zaman bir yankı odasının tekrarlı düşünce kalıpları olarak ortaya çıkıyor ve psikodinamik karşılığı otonomi inşasına tehdit algısıdır.
    Ancak bu tepki genellikle anarşik kaçış stratejisine dönüşüyor - örneğin VPN arayışları, alternatif platformlara yönelim, hesap devşirme gibi. Bu militan muhalefet söylemi, belki bir motivasyon üretir ama bir çözüm veya toplumsal reform yaratmaz. İngiltere’de benzer kimlik doğrulama yasası sonrası VPN indirme oranlarında artış gözlemlenmiştir; gençler bunu bir kaçış yolu olarak değerlendirirler.

Psikanalitik düzeyde baktığımızda bu kaçış arayışı:

  • Kontrol kaybı korkusunun savunma mekanizmasıdır,
  • Direnişin ideolojik formudur,
  • Ve en nihayetinde bir oyunlaştırılmış ebeveyn–devlet çatışması olarak sembolize edilir.

Bu tutumun yanlış yanı, devlet düzenlemesini bir “her şeye karşı tek beden direnişi” olarak okumaktır.

  1. Dijital Panoptikon Algısı ve Güven Sorunu

Düzenleme eleştirileri, özellikle “dijital panoptikon” söylemiyle yoğunlaşıyor; buna göre devlet bireyi sürekli gözetleyecek ve sansürleyecektir.

Ancak psikodinamik bakış, bu algıyı sadece “baskı” olarak görmek yerine, güvensizliğin toplumsal psikolojisini açığa çıkarır:

  • Gençler, devlet eliyle gelen düzenleme karşısında yüksek düzeyde belirsizlik deneyimliyor.
  • Belirsizlik → kontrol ihtiyacı → ideolojik kutuplaşma döngüsü üretir.
  • Bu döngü, gerçek tehdidi mezhepsel bir karşıtlığa indirger; böylece sadece “sansüre karşıyız” gibi yüzeysel bir sloganla kalır.

Bu, düzenlemenin kendisinden ziyade, gençlikte güven boşluğu üretir ki bu da belki reformdan çok çatışma psikolojisini derinleştirir.

  1. Yanılsamalı Direnişten Stratejik Konuşma Biçimine Geçiş

Asıl kritik nokta, gençliğin bu düzenlemeyi “sadece yasak karşıtı manifesto” olarak algılamaktan çıkarıp stratejik bir düşünce alanına dönüştürmesidir.

Yanlış tepkiler içinde yer alan küçük grup söylemleri:

  • “Kimlik doğrulaması her şeyi gözetleyecek, her şeye izin vermeyecek.”
  • “Devlet internete hakim olacak, ifade özgürlüğü bitecek.”
    Bu tür yorumlar, gerçek riskleri abartarak gençlerin gündemini daraltır. Bunlar, devlet uygulamalarının doğrudan totaliter sonuçlar doğuracağını varsayarlar ama bu varsayımlar empirik veri ile desteklenmez; daha çok hegemonik güvensizlik hikâyesi üretirler.

Psikanalitik açıdan bu, bir tür yıldırma savunmasıdır — belirsizliği en korkutucu formda tahmin ederek onu “bastırma” eğilimidir. Oysa gençliğin ihtiyacı, bu düzenlemeyi anlamlandırmak ve stratejik bir konuşma alanı yaratmaktır, kaçış ve teorik panik üretmek değil.

  1. Tarihten Ders - Üretken Tepki Kültürü

Atatürk’ün paradigmalarından biri, özgürlüğü soru sorma gücü ile tanımlar. Bir gençlik modeli de sadece “hayır demek” üzerinden değil, nedenlerini sorgula, veri iste, alternatif üret üzerinden kurulmalıdır. Eleştiri, anında çözümsüzlüğe değil, çözüme yönelmelidir.

Bu bağlamda gençlik:

  • Düzenlemenin veri güvenliği, ifade özgürlüğü ve dijital vatandaşlık boyutlarını ayırt etmelidir.
  • Sadece “yasakçılık” değil, hesap verebilirlik ve şeffaflık talepleri gündemine almalılar.
  • Gençlik, dijital özerkliği korurken aynı zamanda sorumluluğu sahiplenebilecek toplumsal aktörler olarak pozisyon almalıdır.

Bu, salt bir direnç kültü değil, stratejik düzenleme okuryazarlığıdır.

Kapanış – Cumhuriyet Dehası ile Dijital Vatandaşlık

Gençlik bu tehdidi, sadece bir “özgürlük manifestosu” olarak okumak yerine, düşünsel derinliği olan bir toplumsal sorumluluk alanı haline getirmeyi tercih etmelidir. Çünkü özgürlük, sadece “yasak karşıtı söylem” değil, analitik sorgulama, veri temelli tartışma ve vatandaşlık sorumluluğunun bilinçli benimsenmesidir.

Atatürk’ün ideali de buydu: Eleştiri üretmek, sorunu çözmek, toplumu ileriye taşımak. Bugünün gençliği de bu ideali dijital çağın koşullarında yeniden tarif etmelidir.

(Panoptikon: Gözetimin görünmez olduğu, fakat her an izlenme ihtimalinin bireyin davranışlarını kendi kendine disipline etmesine yol açtığı model.)