Türk kültüründe mezar taşları, yalnızca birer kabir işareti değil; aynı zamanda sanatsal ve tarihî değer taşıyan önemli yapılardır. Bugün hâlâ ayakta olan birçok mezar taşı, geçmişin izlerini bugüne taşıyan sessiz tanıklardır. İslam öncesi Türk kültüründe var olan ölüm kültü ile ilgili değer, inanış ve uygulamalar İslamiyet'e geçişle birlikte yok olmamış, İslami anlayışla harmanlanarak zenginlik kazanmıştır.

Mezar taşlarına Orta Asya’da “kayrak taşı” denilmektedir. Kayrak taşları, Türk Müslüman kültürünün özgün eserleri olarak VIII. yüzyıldan itibaren Orta Asya’nın farklı bölgelerinde görülmeye başlamıştır. Örneğin, ilk dönem kayrak taşları en çok Kırgızistan, Kazakistan olmak üzere Türkmenistan ve Özbekistan’ın Semerkant, Buhara ve yukarı Zerefşan bölgelerinde görülmektedir. Kayrak taşlarının tipik özellikleri tıpkı anıt heykeller gibi tek parçalı yontulmuş ve cilalanmış taştan yapılmasıdır. Tek parçalı taşa dikdörtgene yakın şekil verilip üst kısmı yuvarlak biçimde yapılarak etrafına sade düz çizgi, ya da kıvrımlı

bezemeler ile şerit çizilmiştir. Kayrak taşa anıt heykellerinde olduğu gibi insan şekli yapmak yerine Arap harfleri ile Kur’ân-ı Kerîm’den ayetler, hadisler, ölen kişi hakkında kişisel bilgiler, şahsı aşırı öven medihler ve ölüm tarihi gibi bilgileri içeren kitâbeler yazılmıştır.

Günümüzdeki Türkmenistan’da bulunan erken dönem kayrak taşlarına kısmen benzerlik gösteren mezar taşları İstanbul’da bulunan Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde korunmaktadır.

İslam öncesi Türk mezar kültürünün İslamiyet sonrası da sürdürülerek zenginleştiği Erzurum’daki bir mezar taşında Orhun Yazıtları’ndan bir satırın bulunması kültürel devamlılığın göstergelerinden biridir. Mezar taşları bir milletin tapu senedidir. Yazılarının hattı ve üzerlerindeki motiflerin diğer sanat yapılarında da kullanılması önemlidir.

Anadolu'nun Türkleşmesiyle beraber Anadolu Selçuklu, Anadolu Beylikleri ve Osmanlı'nın hüküm sürdüğü bu topraklardaki mezar taşları, tarihin izlerini taşımaktadır.

Önemli Türk boylarından Karakoyunlular-Akkoyunlular, 14. yüzyıldan itibaren özellikle Tunceli bölgesinde çok etkili olmuşlardır. Bunların; bölge nüfusuna kuvvetli biçimde hakim oldukları devam eden kültürel benzerlikten de anlaşılmaktadır. Türk tarihi açısından bu kadar önemli bir yere sahip olan Tunceli ilimizde bulunan mezarlığın bulunduğu alan yaklaşık olarak 10 dönüm büyüklüğündedir.

Türk kültüründe mezar taşı niyetiyle bir ara koç, koyun ve kaplumbağa da yapılmıştır.

Tunceli tarihinin önemli kültür unsurlarından biri olan koçbaşlı mezar taşları, köklü bir geleneğin günümüze ulaşan somut örneklerindendir.

Geçmişin izlerini bugüne taşıyan sessiz tanıklar - Resim : 1

Yekpare taştan yapılan bu mezar taşları, üzerlerindeki bezeme ve figürlerle mezar sahibinin toplumsal konumuna, yaşam biçimine ve değerlerine dair ipuçları sunar. Bu yönüyle koçbaşlı mezar taşları, geçmişin kültürel hafızasını taşıyan önemli miras öğelerini oluşturan üslup olup (Tunceli, Erzincan, Elazığ, Sivas, Malatya ve Bingöl illerinin bir kısmını içine alan) Dersim coğrafyasında yaygın olarak görülen mezar taşları somut kültürel eser örneklerindendir. Tunceli'de bulunan eski Türk mezarları; bölgenin Türk milli kimliğini yansıtan taşa işlenmiş en önemli belgelerdir.

Koç biçimli veya koçbaşı biçimli sembollerin Türkler tarafından kullanılması binlerce yıl eskiye gitmektedir. Hun Türklerinde koç, en makbul kurban sayılmış, at ve koç heykelleri mezar taşı olarak dikilmiştir. Altaylar’da 8. ve 10. yüzyıllara ait bazı mezarlarda erkeğin yanında at, kadının yanında da koç bulunmuştur. Kırgız, Oğuz, Avar, Karakalpak, Çuvaş Türk halkları gibi değişik Türk halkları koç başını çeşitli eşyalarına süs olarak da işlemişlerdir. Altaylar'dan Anadolu'ya uzanan geniş Türk coğrafyasındaki bu gelenek Tunceli ve Bingöl bölgelerinde de aynen sürdürülmüştür.

İnsan hayatının önemli evrelerinden birinin, yine önemli bir parçası olan mezar taşları, ilk bakışta ölümün kıyısına iliştirilmiş, donmuş, cansız materyaller gibi görünse de aslında onların, dikkatle incelendiğinde sahiplerinin aynası olduğu sezilir.

Mezar taşları, toplumların kültürel kimliklerini gösteren çok önemli belgelerdir. Altaylar'dan Anadolu'ya uzanan geleneklerden en önemlilerinden birisinin Tunceli'de bulunan ve Türklerin taşlardaki damgası olarak kabul edilen koç, koyun, at ve insan üsluplu mezar taşlarının ilk örnekleri M. Ö. 3000'de Hakasya Özerk Cumhuriyeti'nde, son örneği de Tunceli'de görülmüştür.

Türkiye'deki en eski insan üsluplu mezar taşları Hakkâri’de olup, genelde erkekler için yapıldığından, kadın insan üsluplu mezar taşları çok nadir görülmektedir. Bunların da saçları uzun olup örgülüdür.

Geçmişin izlerini bugüne taşıyan sessiz tanıklar - Resim : 2

Kayseri'de de önemli örnekleri barındıran mezar taşları; yapısı, yazıları ve süslemeleriyle birer sanat eseri olmasının yanı sıra ait olduğu dönemdeki meslekler, unvanlar ve inanışlarla ilgili bilgiler vermekte; mermer, bazalt taşı ve kesme taşın kullanıldığı mezarlıklarda, burmalı sütun, kıvrık dal, çarkıfelek, motifleriyle nesih, sülüs yazılar bulunmaktadır.

Büyük Selçukluların bölgeyi ele geçirmesinden sonra, Türk boyları dalga dalga gelerek Doğu Anadolu'da çoğunluğu sağlayan, Oğuz boyları; 16. yüzyılın başlarına kadar Asya'dan Anadolu'ya akmayı sürdürmüşlerdir. Bunların önderlerine de Horasan Erenleri denilmiştir.

İslamiyet sonrasında balbalların yerini Anadolu’da herhangi bir mezarlıkta gördüğümüz mezar taşları almıştır. Türk kültüründe de halkın benimsediği davranış kalıplarıyla dini inançların birleşmesi, zengin bir ölüm kültürü ortaya çıkarmıştır.

Osmanlılarda mezar taşı geleneği çok eski dönemlerden başlayarak sanat eseri kimliğini kazanmaya başlamış, daha sonraki dönemlerde diğer mimari ve sanat dallarına göre gelişim göstermiştir.

İslamiyet sonrası Anadolu mezar taşlarında balballarda olduğu gibi insanların yüzü yoktur. Sarıklıdırlar.

Geçmişin izlerini bugüne taşıyan sessiz tanıklar - Resim : 3

Eski şehirlerimizdeki cami hazirelerinde kalan mezar taşlarında bu durum çok net gözlenmektedir. Mezar taşı süslemeciliği ise Anadolu Selçukluları ve Beylikler dönemlerinden sonra Osmanlılarda da sürmüştür.

Özellikle Osmanlı döneminde, üstü örtülü mezar şeklinde tamamlanan türbelere oldukça önem verilmiş, bu mezarlar, hükümdarlara, devlet büyüklerine, evliyalara ve tarihi değeri olan insanlara mahsus olarak yaptırılmıştır. Genellikle baş taşı, kapak taşı ve ayak taşı olmak üzere üç kısımdan ibaret olan mezar taşlarına yazılan kitabelerin, temel öğeleri "yakarış", "dua", "kimlik", "dua isteme" ve "tarih "ten oluşmaktadır. Osmanlı mezar taşlarının üst tarafında genellikle övgü veya karış amacıyla, "Hû" ya da "Havei-Bâki'' ifadeleri bulunmaktadır. Son dönemde ise Tanzimat, meşrutiyet sonrasında, erkek mezar taşları feslidir; Son yıllarda mezar taşı yerine mermer levha konulmaya başlanmıştır.

Mezar taşlarına şiir biçiminde yazıt kazma geleneğinin ilk kez eski Yunan' da ortaya çıktığı ve bu gelenegin sonradan çeşitli kültürlerce benimsediği kabul edilmektedir. Örneğin Zileli Âşık Talbî’nin mezar taşında: “Ben garip başım garip / Sılada eşi garip / Ölsem mezara girsem / Mezarda taşım garip” ifadesi yazılıdır.