Bu soruyu Fatih Altaylı için sordum ama bu soru elbette sadece onun için değil, başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere tutuklu olarak yargılanan bir çok belediye başkanı, siyasetçi, bürokrat, basın emekçisi, iş insanı ve hatta sıradan vatandaş için de aynen geçerlidir.

Herkes şunu çok iyi bilmelidir ki tutuklama bir ceza yöntemi değil, sadece yargılama sürecinin sağlıklı yapılabilmesi için zorunlu hallerde uygulanan bir önlem olmalıdır.

Tutuklamanın bir cezalandırma yöntemine dönüştürülmesi hukukun temel ilkesi olan masumiyet karinesine derinden aykırıdır. Hüküm giyip cezası kesinleşmemiş bir kişinin tutuklanarak özgürlüğünden mahrum edilmesi sadece masumiyet karinesine değil aynı zamanda insan haklarına da aykırıdır.

Kişiden alınan özgürlüğün ve zamanın geri verilmesi mümkün olmadığı için gereksiz ya da yanlış tutuklamalar geri dönüşü olmayan bir cezalandırma olarak kabul edilmeli ve muhakkak suretle engellenmelidir.

İsnat edilen suç ve bu suçu gerçekleştirme olasılığının olup olmadığını fevkalade tartışmalı ama Fatih Altaylı’nın suçlu olup olmadığını tartışmayı hukukçulara bırakalım, bu noktada tutuklu yargılanmasının gerekli olup olmadığına odaklanalım derim.

Tutukluluğun iki ana gerekçesi vardır:

1- Şüphelinin delilleri yok etme ya da karartma olasılığı.

2- Şüphelinin kaçma olasılığı.

Bu iki kalemin gerçekleşme olasılığı çok kuvvetli değilse tutuklama gereksizdir, böyle bir tutuklama kararı hüküm kesinleşmeden cezalandırma olarak değerlendirilir.

Fatih Altaylı özelinde delilleri yok etme ya da karartma olasılığı yoktur. Kaçma olasılığı ise sıfıra yakındır. Çünkü Altaylı zaten yurt dışındaydı bir takım davaların açılacağı konuşuluyordu, mahkemeye çıkmaktan çekinse kaçmasına gerek yoktu memlekete hiç gelmez olur biterdi.

Ayrıca bugünkü teknolojik seviyede bir kişinin kaçmasını önlemek çok ama çok kolaydır. Takarsın ayağına bir elektronik kelepçe an be an kişinin nerede olduğunu görürsün. Teknolojiyi kullanıp ev, ilçe, şehir gibi bir sınır çizersin eğer kişi bu sınırın dışına çıkarsa cihaz alarm verir, en yakın kolluk kuvveti gider kişiyi yakalar.

Ayrıca gerekirse mahkeme kişiye bulunduğu şehri terk etmeyi yasaklar, şehri terk etmek için gideceği yeri haber vermek ve izin almak gibi bir takım koşullar da koyulabilir.

Olmaz ama olur da kişi yurt dışına kaçacak bir davranışa girerse de o zaman tutuklarsın olur biter değil mi?

Sonuçta bu kaçma sorununu çözmek istiyorsan bir sürü medeni ve teknolojik çözüm yolu bulunabilir, insan haklarına aykırı yöntemleri kullanmaya ne gerek var?

Fatih Altaylı ve benzeri kamuoyunda tanınan isimleri, onların başlarına geleni bir kenara bırakın sokakta sıradan insanların yaşadıklarına bakın:

Türkiye’de hukuk sistemi o kadar çizgiden çıkmış ve o kadar kolay tutuklama verir olmuştur ki son yaşanan Böcek ailesinin zehirlenmesi vakasında da görüldüğü gibi şüpheli görülen, midyeci, kokoreççi, lokumcu ve kafe sahibi tutuklanıp 12 gün içeride yattı, sonra pardon denilerek tahliye edildi.

Hele hele kafe sahibinin başına gelene ne dersiniz?

Böcek ailesi tesadüfi olarak bir kafeye girmiş, bir şey yememişler, sadece çocuklar kola içmiş anne baba ise çay, kahve. Yani zehirlenenler aynı şeyi bile yiyip içmemiş. Kafe sahibinin tek suçu bu ailenin tesadüfen dükkanına girmesi, nefeslenip bir şeyler içmesi ama adamcağız boşu boşuna tutuklanıp 12 gün yattı.

Bir insanın hayatından çalınan 12 günü küçümsemek benzer deneyimlerden geçmemiş kişiler için kolay, gelip ne olacak canım denilerek geçiştirilebilir ama kazın ayağı yaşayanlar için öyle değil çektiklerini, yaşadıklarını gelin birde onlara sorun.

Pekala, bu kişiler hakkında tutuklama kararı verilirken suçlu olabileceklerine dair “zan” dışında somut bir kanıt var mıydı?

Örneğin, Böcek ailesinin bir şeyler yiyip içtiği bu yerlerde yiyip içen başka kişilerde de benzer belirtiler görülmüş müydü?

Polis ya da savcı bu soruyu sordu, araştırdı mı?

Tutuklama kararını veren hakim bu sorunun cevabını merak etti mi?

Yoksa “atın bunları içeri, sonrasına sonra bakarız” diyerek mi verdi tutuklama kararını?

Sonuçta bu tutuklamaların yanlış olduğu ortaya çıktı, yatan yattığı ile kaldı değil mi?

Ne yani bu kişiler şimdi “neyse ki rapor hızlı çıktı, hızlı tahliye olduk” diye sevinmeli mi?

Bu hatalı kararı verenlere uygulanacak bir müeyyide yok mu?

Sonuç olarak bu gün verilen tutuklama kararlarının çoğunlukla siyasi gerekçeler ya da kamuoyu korkusu ile verildiğine dair bir kanaat oluşmaktadır ki bu hukuk düzenimiz için hiç de hoş bir durum değildir.