Sosyal ilişkilerimizin temelinde iki muhteşem kelime var: sevgi ve saygı. Zaten biri yoksa diğeri pek bir şey ifade etmiyor. Kalpleri yumuşatan sevgi, saygı ile birlikte olduğunda anlam kazanıyor. Ailelerimizdeki güven, toplumdaki huzur bu kavramlarla inşa ediliyor. Dostluklar sevgi ve saygıyla kalıcı hâle geliyor. Aksi hâli; huzursuzluk, gerilim ve dışlanmışlık. Küçük meseleler büyüyor, sabır azalıyor, öfke kontrol edilemez hâle geliyor. Merhamet ve muhabbetin yerini sertlik ve nefret alıyor.
Türklüğün klasiğidir; küçüklerini sev, büyüklerini say. Bu tavsiye maalesef her geçen gün daha az dinleniyor. Küçüklerimi seviyorum, hatta bayılıyorum. Büyüklerime, öğretmenlerime, yaş almışlara çok ama çok saygı duyuyorum. Kendime bile… Elimden geldiğince inandığım değerleri yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyorum. Yapamayanlara da tavsiye ediyorum. Sevmek en güzel duygu. Saymak önemli…
Günümüzdeki en can yakıcı sorunlardan biri, sevgi ve saygı öğretilmemiş gençlerin birbirine karşı kırıcı, aşağılayıcı ve şiddete varan davranışlar sergilemesi. “Akran zorbalığı” dediğimiz bu durum büyük riskler taşıyor. Fiziksel şiddete ve geri dönüşü olmayan sıkıntılara yol açabiliyor. Suça dönüşüp ölümle sonuçlananlarına şahit oluyoruz. Ne acı… Bomboş sebeplerle yok oluş.
Yeni yeni imajlar türedi. Bazı gençler aynı giyiniyor, riskli işlere bulaşıyor, şiddeti bir güç göstergesi sanıyor. Dijital dünyada izlenen diziler, filmler ve oynanan oyunlar da bu algıyı besliyor. Şiddet sıradanlaşıyor, nezaket “zayıflık” gibi görülüyor.
Zorbalık güç sanılır ama acizliktir. Alay etmek kabalıktır. Başkasının canını yakmak şiddet ve utançtır.
Gençlerin; hayallerini çalmak, onları karanlık hesaplara alet etmek isteyenlere karşı uyanık olması lazım.
Bizlere, yani anne babalara, öğretmenlere ve eğitimcilere gelince… “Ben görmedim, ben duymadım” deme lüksümüz yok. Çocuklarımızı güzel insan olarak yetiştirmemiz gerekiyor. Şiddeti normalleştiren, merhameti küçümseyen her tutum büyük acılara kapı aralıyor.
Toplum olarak elimizi taşın altına koymalıyız. Aileler, okullar, sosyal kurumlar, medya… Herkesin birlikte hareket etmesi lazım. Bu gidişat kendiliğinden düzelmez.
İnsanlar kendilerini ancak iyiliğin, güvenin ve merhametin hâkim olduğu bir ortamda güvende hisseder.