Açıkça söylemem gerekirse emperyalizm konusunda kafaları en çok karıştıran kişi Marksist-Leninist ideolojinin fikirsel önderi, Ekim Devrimi'nin lideri ve Sovyetler Birliği'nin kurucusu Vladimir İlyiç Ulyanov ya da daha çok bilinen adıyla Lenin’dir. Lenin'in Ağustos-Ekim 1916 tarihleri arasında yazdığı ünlü eserinde Emperyalizmi Kapitalizmin En Yüksek Aşaması olarak tanımlaması kafaları en çok karıştıran olgudur. Özellikle de bir çok solcu aydın bu tanımlamayı hiç sorgulamadan doğru olarak kabul etmiş ve buradan da çoğunlukla Amerika başta olmak üzere batı demokrasileri için kullanılan bir emperyalizm sloganı doğmuştur.

Bakınız; "Emperyalizm" kelimesi Latince "imperium" kelimesinden türetilmiş olup "üstün güç", "egemenlik" ya da basitçe "hükümranlık" anlamına gelmektedir. Bu kavram ilk olarak 1870'lerde Büyük Britanya'da yaygın bir kullanım kazanmış ve eleştirel anlamda kullanılmıştır. Bu yıllarda Büyük Britanya'da Başbakan Benjamin Disraeli'nin sömürge imparatorluğunu güçlendirme ve genişletme politikalarını tanımlamak için emperyalizm kavramına başvurulmuştur. Böylece emperyalizm, sömürgecilikle eş anlamda da kullanılmaya başlanmıştır.

Doğrusunu söylemek gerekirse emperyalizm kavramının bu gün bile tam olarak hak eden asıl devlet Birleşik Krallıktır amma ve lakin Birleşik Krallık da bu sıfatı tek başına hak etmez; Rusya, İspanya, Portekiz, Japonya, Çin ve Osmanlı gibi daha bir çok devlet de emperyalist birer güçtür.

Bir çok kişi bilmez ama bu gün Birleşik Krallık teokratik Mutlaki Monarşi rejimi ile yönetilmektedir ve Birleşik Krallığın hala Kanada, Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi sömürgeleri bulunmaktadır.

Avusturyalı iktisatçı ve siyaset bilimci Joseph Alois Schumpeter emperyalizmin kapitalizmden önce var olduğunu ve kapitalizm ve emperyalizm arasında herhangi bir ilişkinin bulunmadığını savunmuştur ki bende bu görüşe katılırım.

Bakın şunu net bir şekilde söyleyeyim; emperyalizm feodal çağa ait bir kavramdır ve genellikle birden çok halka ya da devlete hükmeden feodal beyler yani krallar, sultanlar ve çarlara imparator, bunların yönettiği yapıya ise imparatorluk denir.

Bu feodal döneme ait kavramı çarpıtıp kapitalist çağ için kullanmak ise tam manası ile oksimoron bir yaklaşımdır.

Bunu yaptığınız zaman emperyalizme karşı savaşıp yenerek bir demokrasi olarak kurulan, hiçbir zaman monarşi ile yönetilmemiş ve herhangi bir emperyal bir geçmişi olmayan Amerika’yı bile emperyalist olmakla suçlarsınız ve sonuçta yarattığınız kavram kargaşası ise gerçek suçlamaları gölgede bırakır.

Amerika küresel ölçekte hegemon bir güç müdür?

Elbette Amerika küresel ölçekte hegemon bir güçtür ama emperyalist bir güç değildir!

Peki, Amerika küresel olarak hegemon bir güç olmasını içeride ya da dışarıda insan hak ve özgürlüklerini ortadan kaldıracak şekilde ve halkını ya da diğer halkları sömürmek için kullanıyor mu?

İşte zurnanın zırt dediği nokta tam da burada!

Bu konuda yorum yapanlar, özellikle de sol cenahtan yetişip yorum yapanlar genellikle son derecede subjektif yorumlar yapar Amerika’yı şeytanileştirirler. Amma ve lakin kitabın ortasından konuşmamız gerekirse küresel ölçekte insanların davranışlarına baktığımızda Amerika’da yaşamak ve çalışmak için gösterilen yoğun, hatta aşırı yoğun talep dikkate alındığında sıradan insanların Amerika’yı insan hak ve özgürlüklerini tehdit eden, sömürücü bir güç olarak görmediği açıkça belli olmaktadır.

Pekala objektif gerçek ne?

Gerçek şudur: Devlet denilen örgütlenmeler siyasi ve hukuki denetim dışında kalırsa çok rahatlıkla insan hak ve özgürlüklerini ihlal ederler. Bu ihlal sadece diğer toplumları değil devletin kendi halkını da tehdit eder. Bu yüzden devletlerin muhakkak ve muhakkak siyasi ve hukuki denetim altında olması gerekir.

Bir devlet için hukuki denetim Anayasa siyasi denetim aracı ise parlamentodur. Bir ülkede devletin daha da doğrusu iktidarın üzerindeki anayasa ve parlamento denetimi zayıflar ya da ortadan kalkarsa o devlet emperyalist olsun olmasın öncelikle kendi halkını sonra ise gücünün yettiği diğer halkları sömürür ve büyük insan hakları ihlallerine imza atar.

Devletleri gerçeğe aykırı, içi boş sloganlar ile yaftalamak yerine somut olgu ve olaylar üzerinden gerçekleri ifşa ederek eleştirmemiz insan hak ve özgürlüklerini koruyabilmek için çok daha faydalı olacaktır.