Türkiye’de son yıllarda artan hayat pahalılığı, sabit gelirli vatandaşların yaşam kalitesini hızla düşürürken, resmi enflasyon verileri ile alternatif hesaplamalar arasındaki büyük fark dikkat çekiyor. Emekliler ve asgari ücretliler, enflasyonla birlikte alım güçlerinin dramatik biçimde azaldığını somut olarak hissederken, açıklanan verilerin bu hissiyatla ne kadar örtüştüğü tartışma konusu olmaya devam ediyor..

Mayıs 2025 itibarıyla, en düşük emekli maaşı alan bir vatandaş, enflasyon nedeniyle 2.183,37 TL kayba uğradı. Bu kayıpla birlikte maaşının reel değeri 12.285,63 TL’ye kadar düştü. Benzer şekilde, asgari ücretle geçinen bir çalışanın alım gücündeki kayıp 3.335,59 TL’yi buldu ve net maaşının reel değeri 18.769,08 TL’ye geriledi.

Bu veriler, maaşlara yapılan nominal artışların, enflasyon karşısında yetersiz kaldığını net şekilde ortaya koyuyor. Sabit gelirliler için bu tablo, gıda, kira, enerji ve ulaşım gibi zorunlu harcamaların bile karşılanmasında güçlük çekildiği anlamına geliyor.

Enflasyonun halk üzerindeki etkisini anlamak için sadece maaşlara değil, aynı zamanda enflasyon oranlarını açıklayan kurumlara da bakmak gerekiyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mayıs ayında aylık enflasyonu %1,53, yıllık enflasyonu ise %35,41 olarak açıkladı. Ancak alternatif enflasyon ölçümleri yapan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), bu oranların çok daha üzerinde bir tablo çizdi. ENAG’a göre Mayıs ayında aylık enflasyon %3,66, yıllık enflasyon ise %71,23.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) verileri de yine TÜİK’ten yüksek: Aylık enflasyon %2,83, yıllık ise %46,6 olarak duyuruldu. Bu üç ayrı veri seti, Türkiye’de tek bir ekonomik gerçeklik olmadığını; farklı ölçüm yöntemleriyle bambaşka sonuçlara ulaşılabildiğini gösteriyor.

Bu farklar, emekliler ve asgari ücretliler açısından sadece akademik bir tartışma konusu değil. Hangi verinin doğru olduğu, kimin ne kadar maaş zammı alacağına; dolayısıyla hayatta kalıp kalamayacağına doğrudan etki ediyor.

Maaşların nominal artışı tek başına bir refah göstergesi değildir. Önemli olan, bu maaşla ne kadar ürün ve hizmet satın alınabildiğidir. Örneğin bir emekli maaşı 15.000 TL’ye çıkmış olabilir, ancak eğer geçen yıla göre gıda fiyatları %70 artmışsa, bu artış reel anlamda bir kazanç değil, bilakis kayıptır.

Bu bağlamda, emeklinin 2.183 TL, asgari ücretlinin ise 3.335 TL alım gücü kaybı, maaşların enflasyona karşı korunmadığını açıkça ortaya koyuyor. Özellikle de ENAG verileri dikkate alındığında, maaş artışlarının çok daha yetersiz kaldığı, gelirlerin neredeyse her ay eridiği anlaşılmakta.

Hangi Enflasyon Gerçek?

TÜİK’in açıkladığı enflasyon verileri, maaş zamlarında temel alınan resmi ölçüt olma özelliğini taşıyor. Ancak bu verilerin halkın hissiyatı ile uyumsuzluğu, kamuoyunda ciddi güvensizlik yaratıyor. Market fiyatları, kira artışları, fatura bedelleri gibi günlük harcamalarda yaşanan yükselişler, çoğu vatandaş için TÜİK verilerini anlamsız hale getiriyor.

ENAG’ın bağımsız yöntemlerle oluşturduğu veriler ise, özellikle büyükşehirlerde yaşayan dar gelirli vatandaşların yaşadığı gerçekliği daha iyi yansıttığı yönünde bir algı oluşturmuş durumda. Bu nedenle sosyal medyada ve kamuoyunda sıkça şu soru soruluyor: “Gerçek enflasyon hangisi?”

Gerçek enflasyon ile resmi veriler arasındaki makas açıldıkça, hükümete olan güven de aşınıyor. Özellikle sabit gelirlilerin bütçeleri üzerinde oluşturduğu baskı, toplumda ciddi bir memnuniyetsizlik kaynağı haline geliyor. Enflasyona karşı tam anlamıyla koruyucu olmayan maaş artışları, sosyal adaletsizliğin derinleşmesine, orta sınıfın erimesine ve yoksulluğun kalıcı hale gelmesine zemin hazırlıyor.

Ayrıca, bu güvensizlik iktisadi davranışlara da yansıyor. Tüketici güveni düşüyor, tasarruf eğilimi artıyor, yatırım iştahı azalıyor. Enflasyonun kontrol altına alınamadığı algısı, uzun vadede ekonomik istikrarı tehdit ediyor..

Türkiye’de enflasyon sadece rakamsal bir sorun değil; aynı zamanda bir yaşam meselesi. Özellikle emekliler ve asgari ücretliler açısından, enflasyonun doğru ölçülmesi ve maaşların bu doğrultuda yeniden düzenlenmesi, sosyal refah açısından hayati önemdedir. TÜİK ile ENAG arasındaki uçurumun kapanması, yalnızca istatistiksel değil, aynı zamanda ekonomik adaletin tesisi açısından da gereklidir.

Ekonomik politikalarda şeffaflık, güvenilirlik ve hesap verebilirlik sağlanmadıkça, en düşük gelirlilerin hayatı daha da zorlaşacak ve sosyal huzursuzluk derinleşecektir. Enflasyonla gerçek bir mücadele, ancak gerçeği tüm yönleriyle kabul etmekle mümkündür.