Son günlerde yeni bir rutinin içindeyim: Yüzme, bisiklet ve koşu... Evet, ben de triatlon dünyasına adım attım. Bunu da buradan duyurmuş olayım ki geri dönmek için ne gemi kalsın ne de liman; artık dönüş yok!

Konuya yabancı olanlar için kısa bir parantez açayım: Triatlon; yüzme, bisiklet ve koşu branşlarının aynı yarış içinde, ardışık olarak ve kronometre hiç durmadan yapıldığı bir dayanıklılık sporu. Bu işin zirvesi ise adını sıkça duyduğumuz "Ironman" (Demir Adam) yarışları. Yani 3.8 kilometre yüzüp, sudan çıkar çıkmaz 180 kilometre bisiklet sürdüğünüz ve o yorgunluğun üzerine bir de 42.2 kilometrelik tam maraton koştuğunuz akıl almaz bir fiziksel ve zihinsel meydan okuma.

Antrenmanlar, süreler ve ekipmanlar arasında boğuşurken, biraz araştırma yaptığımda dikkatimi çeken çok ilginç bir istatistik oldu. Bu zorlu spora başlayanların büyük bir çoğunluğu 35 yaş ve üzerinde. Üstelik katılımcı profiline baktığınızda; yazılım geliştiriciler, sistem uzmanları, veri bilimciler ve yapay zekâ mühendisleri gibi IT profesyonellerinin yadsınamaz bir ağırlığı var.

Peki ne oluyor da masa başında, klavye tıkırtıları arasında geçen yılların ardından insanlar birdenbire bu devasa mesafeleri aşma, birer "Demir Adam" olma hayalleri kurmaya başlıyor?

Türkiye’de triatlonun son 10-15 yılda popülerleşmiş ve erişilebilir bir spor haline gelmesinin bunda elbette payı var. Ancak yarışmacılarla konuştuğunuzda veya forumlarda gezindiğinizde hep aynı motivasyonu duyuyorsunuz: İnsanlar hayatlarında radikal bir değişiklik arıyor ve kendi fiziksel ve zihinsel limitlerinde gezinmek istiyorlar. Gençlik yıllarında kariyer inşa etmekle, ardı arkası kesilmeyen projelerle ve ekran karşısında geçen uzun mesailerle tükenen enerji, 35'inden sonra bir isyan bayrağı çekiyor. Hayatın tahmin edilebilir rutininden sıkılan orta yaş profesyonelleri, "Acaba sınırım neresi?" sorusunun cevabını asfaltta arıyor.

Neden özellikle teknoloji çalışanları bu işe daha çok kafa yoruyor derseniz, cevabı aslında sektörün doğasında gizli. IT dünyası; yüksek stresli, hareketsiz ve tamamen soyut kavramlarla uğraştığınız bir alan. Gün boyu karmaşık algoritmalar çözen, binlerce satır kod yazan veya yapay zekânın karar mekanizmalarını eğiten bir mühendis için triatlon, son derece "somut" bir gerçeklik sunuyor. Kod satırları arasında, sanal sunucularda kaybolan zihin; asfaltta terleyerek, rüzgârı yiyerek ve kas ağrılarını hissederek gerçek dünyaya dönüyor. Ekranlardaki dijital gürültüden uzaklaşmak için bu spor, aslında saatler süren aktif bir meditasyon işlevi görüyor.

İşin bir de "veri ve donanım" boyutu var tabii ki. Teknoloji insanları veriye ve yeni donanımlara aşıktır. Triatlon sadece bir spor değil, aynı zamanda devasa bir veri setidir. Akıllı saatlerden güç ölçer (power meter) pedallara kadar kullanılan teknolojik ekipmanlar; kalp ritmi, watt değerleri, kadans, laktat eşiği ve pace (tempo) gibi sayısız metrik üretir. Bir bilişimci için triatlon antrenmanı, aslında kendi bedenini optimize edilmesi gereken bir sistem, bir yazılım projesi gibi ele almaktır. Performansı ölçülebilir, girdiler deterministiktir: Ne kadar doğru antrenman yaparsan, o kadar iyi sonuç alırsın. IT dünyasında projeler bazen sizden bağımsız sebeplerle, bir altyapı sorunuyla veya yanlış bir güncellemeyle çökerken, triatlonda başarı tamamen sizin terinize bağlıdır.

Bu sporu mimari bir perspektiften okumak da mümkün. Dağıtık sistemlerin veya olay güdümlü mimarilerin (event-driven architecture) nasıl çalıştığını, darboğazların nasıl aşılacağını kurgulayan bir zihin için uzun mesafe yarışmak, bedenin enerji kaynaklarını doğru yönetme sanatıdır. Tıpkı bir sunucuya anlık aşırı yük bindiğinde sistemin çökmemesi için kaynakların dengelenmesi gerektiği gibi, triatlonda da nabzınızı, karbonhidrat alımınızı ve hidrasyonunuzu doğru yönetemezseniz sistem "çöker"; sporcuların deyimiyle duvara çarparsınız. Bedeniniz, ayakta tutmanız gereken en karmaşık ve en kusursuz sistemdir.

Uzun yıllarını yazılım geliştirmeye ve akademiye vermiş biri olarak, o masa başı döngüsünün insanı nasıl yavaş yavaş mekanikleştirdiğini çok iyi biliyorum. Gece yarılarına kadar kod yazıp, günlerce sınav kağıtları okuduğumuz o hareketsiz mesailerin ardından, fiziksel dayanıklılığın zirvesini talep eden bir spor, aslında tüm o yorgun sisteme atılan sağlam bir "reboot" komutudur.

Dijital dünyanın konforlu ama hareketsiz kafesinden çıkıp, limitlerini zorlayan o insanların arasına katılmak bir tesadüf değil. Bu, modern çağın teknoloji işçilerinin, gerçek dünyayla ve en önemlisi kendi bedenleriyle yeniden bağ kurma çabasıdır.

Belki de bu hafta, o uzun zamandır ertelediğiniz yürüyüşe, koşuya veya o ilk yüzme antrenmanına başlamanın tam vaktidir. Sınırlarınızı nerede çizeceğinize algoritmalar değil, sadece siz karar verin.

Sevgiler