Recep Bey bir çok defa tekrarladığı ve artık hepimizin ezberlediği “Dünya 5’den büyüktür” sloganını BM’de yaptığı son konuşmada da tekrarlamış...

Bu slogan ilk duyulduğunda kulağa hoş ve adil geliyor, sonuçta konuyu, BM’nin işleyişini ve tarihi gerekçeleri bilmeyen insanlar doğal olarak “Dünya 5’den büyüktür” sloganını makul ve mantıklı buluyor.

Peki, bu slogan ne kadar gerçekçi?

Bu sloganın gerçekçi olup olmadığını anlamak için Birleşmiş Milletler neden ve hangi şartlarda kuruldu? Sorusunun cevabına bakmak gerekir.

Birleşmiş Milletler, II. Dünya Savaşı'nın yarattığı yıkımın ardından, yeni bir dünya savaşını önlemek ve ülkeler arasındaki sorunların savaş yerine diplomasi yoluyla çözülmesini sağlamak amacıyla kuruldu. Bir çok neden sıralanabilir ama başlıca nedenler şunlardır:

  1. Yeni bir dünya savaşını önlemek
    • Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan Milletler Cemiyeti savaşı önlemekte başarısız olmuştu.
    • Dünya Savaşı'nın ardından daha etkili bir uluslararası örgüte ihtiyaç duyuldu.
  2. Uluslararası barış ve güvenliği korumak
    • Devletler arasındaki silahlı çatışmaları önlemek ve ortaya çıkan krizlerin diplomatik yollarla çözülmesini sağlamak BM'nin temel amaçlarından biri oldu.
  3. Devletler arasında işbirliği oluşturmak
    • Ekonomi, sağlık, eğitim, insani yardım ve kalkınma gibi alanlarda ülkelerin ortak hareket etmesi hedeflendi.
  4. İnsan haklarını korumak
    • Dünya Savaşı ve özellikle Nazi Almanyası'nın gerçekleştirdiği kitlesel zulümler, insan haklarının uluslararası düzeyde korunması fikrini güçlendirdi.
    • Bunun sonucunda 1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edildi.
  5. Savaş sonrası dünya düzenini oluşturmak
    • ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere, Çin ve Fransa gibi büyük güçlerin de içinde bulunduğu bir sistem oluşturularak uluslararası güvenlik konusunda ortak bir mekanizma kurulmak istendi.

Sonuçta BM'nin temel amacı uluslararası barış ve güvenliği korumak, devletler arasında dostane ilişkiler geliştirmek ve uluslararası sorunların çözümünde işbirliği yapmaktır.

Bugünkü BM sistemi aslında oldukça adil ve eşitlikçi bir yapıdadır ve yukarıda saydığım amaçlar doğrultusunda Genel Kurul, Güvenlik Konseyi, Ekonomik ve Sosyal Konsey, Uluslararası Adalet Divanı ve Sekretarya gibi temel organlar üzerinden çalışır.

BM Genel Kurulunda temel ilke “bir ülke, bir oy” sistemidir. BM'nin 193 üye devleti Genel Kurul'da temsil edilir ve her devletin 1 oy hakkı vardır. ABD, Çin, Rusya veya Türkiye'nin oyu hukuken diğer devletlerden daha değerli değildir.

Bütçe ve benzeri önemli konularda kararlar oy kullanan üyelerin 2/3 çoğunluğu ile alınır.

BM’nin karar alma mekanizmalarına yönelik eleştiriler genellikle Genel Kurulun bu eşitlikçi karar alma mekanizması ile değil Güvenlik Konseyinin işleyişi ile ilgilidir.

Özellikle BM Güvenlik Konseyinin neden 5 daimi üyeye sahip olduğu ve bu ülkelere neden veto hakkı verildiği, çok tartışılır. Recep Bey de esas olarak “Dünya 5’den büyüktür” diyerek bu daimi üyelik ve veto hakkı sistemini eleştirmektedir.

Bu konu aslında BM'nin kuruluşundaki ABD–SSCB–İngiltere–Fransa–Çin güç dengesiyle doğrudan bağlantılıdır.

Dikkat edilirse bu 5 ülke II. Dünya Savaşından zaferle çıkan büyük güçlerdir.

Kaosu ve çatışmayı önlemek, barış, adalet ve düzeni sağlamak ise ancak güç ile olur.

BM'nin kuruluşundaki ABD, SSCB / RF, İngiltere, Fransa ve Çin bu gün dahi dünyanın en güçlü askeri, ekonomik ve siyasi merkezleri değil midir?

Peki, size soruyorum: Bu büyük devletlerin katılmadığı bir Birleşmiş Milletler ne anlam taşır, ne işe yarar?

Böyle bir Birleşmiş Milletler’in Dünyanın karşı karşıya kaldığı sorunlarda ne kadar etkisi ve çözüm gücü olur?

Ayrıca bu beş daimi üye meselesi çok istismar edilmektedir!

Güvenlik konseyinin aslında beşi daimi onu geçici olmak üzere on beş üyesi vardır ve kararlar en az 9 oy ile alınır 5 daimi üyenin ise sadece alınan bu kararları veto hakkı vardır.

Bu veto hakkı da büyük güçlerin böyle bir teşkilata dahil olmasını sağlayabilmek için verilmiştir.

Bu veto hakkının temel mantığı şöyledir: Büyük güçlerden biri, kendisini doğrudan ilgilendiren bir konuda BM kararını kabul etmeyecekse, o kararı zorla uygulamaya çalışmak yeni bir büyük savaşa yol açabilir. Dolayısıyla sistem son derecede rasyonel bir şekilde "çoğunluk her zaman karar verir" yerine "büyük güçlerin en azından temel konularda uzlaşması gerekir" anlayışına dayandırıldı.

Örneğin ABD ile Sovyetler Birliği'nin birbirlerinin doğrudan karşı çıktığı bir konuda, diğer 13 ülkenin oyuyla bir karar çıkarılması ve bunun iki süper güce uygulanmaya çalışılması ciddi bir savaş riski yaratabilirdi. Bu nedenle veto hakkı, bir anlamda büyük güçleri BM sisteminin içinde tutabilmek için verilen anayasal bir güvence oldu.

Sonuçta Genel Kurulda her devlet eşit oy hakkına sahip bulunmaktadır. Veto hakkı bazı büyük güçlerin Genel Kurulda kalabalığı örgütleyerek diğer bir büyük gücün aleyhinde haksız siyasi kararlar aldırması olasılığını engelleyebilmek amacını taşır. Böyle kararlar alındığı anda sistemin çökeceği, büyük devletlerin BM’den ayrılacağı, Birleşmiş Milletler teşkilatının dağılacağı kesindir ve amaç da bunu önleyebilmektir.

Sonuçta 80 yıldan uzun bir süredir faaliyette olan Birleşmiş Milletler bütün çatışmaları önleyememiş olsa da nükleer silahı olan süper güçlerin dünyayı üçüncü dünya savaşına sürüklemesini önlemekte başarılı olmuştur. Tribünlere oynamak yerine rasyonel düşünüp dünyanın faydasına olacak şeyler söylemek işin doğrusudur.