Orta Doğu’daki son gerilim hattı savaşın tanımını kökten değiştirdi. Barut kokusuna eşlik eden satır aralarındaki gerçek şu ki; tanktan tüfekten öte dijital bir kuşatmanın içindeyiz.

Enerji hatları, barajlar yahut banka veri merkezleri... Hepsi birer açık hedef. Üstelik saldırganın kimliği bazen bir devlet, bazen de devasa bir teknoloji şirketinin algoritması…

Microsoft, Google ve Amazon gibi isimleri alışveriş yaptığımız, e-posta gönderdiğimiz ticari duraklar sanıyorduk. Oysa karşımızdaki yapı devletlerin nefes alıp verdiği dijital omurga hâline geldi.

Bu devlerin sunduğu sistemler çöktüğünde hayat durma noktasına geliyor. Siber güvenlik sahasındaki Palo Alto veya Cloudflare gibi aktörler, Batı dünyasının görünmez kalkanları rolündeler.

İran ile yaşanan sürtüşmelerde bu şirketlerin bizzat kendisinin veya korudukları sistemlerin hedef tahtasına oturtulması tesadüf sayılamaz.

Şaşırtan Kesintiler ve Veri Silahları

Venezuela’da yaşanan topyekûn elektrik kesintilerini hatırlayalım. Trump'ın “Onları biraz şaşırttık” ifadesi teknolojik bir darbenin itirafıydı.

Sahada tek kurşun atmadan bir ülkeyi karanlığa gömebilen bir güçten bahsediyoruz.

Bugün Palantir gibi yapay zekâ odaklı veri şirketleri kimin yok edilmesi gerektiğini saniyeler içinde analiz edip karar vericilerin önüne koyuyor. Yazılımlar bir kod yığınından ziyade hedef belirleyen bir istihbarat motoru oldular.

İşin daha da düşündürücü kısmı finansal akışlar. Google’ın, İsrail askeri istihbaratı Unit 8200 kökenli Wiz şirketini astronomik bir rakama bünyesine katması ticari mantıkla açıklanamaz.

Kazancının 60 katı bedel ödenen bir operasyon aslında müttefik bir ülkeyi ve onun siber kapasitesini fonlamak manasına geliyor. Kullandığınız, güvendiğiniz bir yabancı platform elde ettiği gelirle rakibinizin silahını güçlendiriyor olabilir.

Türkiye İçin Yol Ayrımı

Türkiyemize baktığımızda manzara oldukça kritik. Bankalarımızda, e-ticaret platformlarımızda ve kamu kurumlarımızda küresel devlerin çözümleri uçtan uca hâkim.

Dünyada hedef alınan o dijital ekosistemin tam göbeğindeyiz. Başkasının kurduğu oyun parkında, başkasının kurallarıyla savunma yapmaya çalışıyoruz.

Körfez ülkeleri, Amerikan savunma sistemlerine olan mecburiyetlerini dengelemek için çırpınırken, bizim de bakış açımızı genişletmemiz şart. Siber güvenlik, yerli yazılım ve millî yapay zekâ çözümleri lüks birer tercih olmaktan çıktı. Millî bekamızın doğrudan parçası hâline geldiler.

Kendi verimizi işleyemediğimiz, kendi ağlarımızı koruyamadığımız her an, bir başkasının insafına emanetiz demektir.

Yarının savaşında ayakta kalmanın yolu; başkasının altyapısında kiracı olmaktan vazgeçip, kendi dijital kalemizi inşa etmekten geçiyor.

Kendi göbeğimizi kendimiz kesmezsek, dijital prangalarla yaşamaya mahkûm kalacağız!..

Konuya ilgi duyanlar, “Siber İstihbarat / Kapımızdaki Siber Tehlike” adlı kitabımı okuyabilirler.