Kemal Kılıçdaroğlu’nun eski kurmaylarından Bülent Kuşoğlu T24’den Cansu Çamlıbel’e konuşmuş ve özetle: “Devlet aklı bir şeyler kurguluyor” Demiş...

Bülent Bey’e öncelikle şunu söyleyeyim: Devlet aklı diye bir şey yoktur!

Yoktur, çünkü; devlet altı üstü bir tüzel kişiliktir ve tüzel kişiliklerin de kendilerine ait bir aklı asla olamaz!

Olamaz, çünkü; akıl sadece ve sadece gerçek insanlarda bulunabilecek bir öznitelikdir...

Gerçekte bir çok siyasetçi ya da bürokrat halkın tepki duyacağını bildikleri fikir ve eylemleri devlet aklı kılıfı ile sunup gelecek tepkileri yumuşatmak ya da tepkinin hedefini saptırmak ister.

Aslında devlet denilen tüzel kişiliği seçilmiş ve atanmış kişiler yönetir, kararları bu kişiler alır ve sorumlulukta tamamen bunlara aittir ve sonuç olarak kimsenin devlet aklı mevlet aklı diyerek fikir ya da eylemlerinin sorumluğundan kaçması mümkün değildir!

Ortada bir kurgu olduğu ise aşikârdır ama bu kurgu iktidarı devretmek istemeyen sarayın ve sarayın kayyumluğunu kabul eden kişilerin kurgusudur.

Bakınız bizim coğrafyamızda kendini kutsal devletin kutsal rahipleri olarak gören ve bürokratik oligarşi diye tanımlanan habis bir yapı vardır.

Bu yapı Bizans’tan miras olarak alınmış, sadece Cumhuriyet’in değil Osmanlı’nın bile başına bela olmuş, kendi sınıfsal menfaat ve gücünü halkın menfaatlerinin önünde tutan fevkalade tehlikeli bir yapıdır.

Bu yapı en başta cumhuriyetimizin temeli olan anayasamızın egemenlik ile ilgili ilkelerine ve bu ilkeden kaynaklanan milletin karar verme, kanun yapma ve kural koyma hakkına düşmandır!

Cumhuriyetimizi kuran Mustafa Kemal Atatürk Egemenlik hak ve özgürlüklerinin millette ait olduğu ilkesini anayasaya son derecede açık ve net bir şekilde yazmıştır.

20 Ocak 1921'de kabul edilen Teşkilatı Esasiye Kanununun ilk maddesi: “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.” Der...

Cumhuriyetimizin resmen kurulmasını sağlayan 29.10.1339 (1923) tarihli ve 364 sayılı kanun ise: “Hâkimiyet, bilâ kaydü şart Milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devletinin şekli Hükümeti, Cumhuriyettir.” Demektedir...

20 Nisan 1924 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu'nda ise egemenlik esası, Üçüncü Madde'de belirtilmiştir. Madde 3’de “Hâkimiyet bilâ kaydü şart Milletindir” Denmektedir...

10 Ocak 1945 tarihli 4695 kanun sayılı Anayasa'da Üçüncü Madde'de yer alan hükümle Hakimiyet bila kaydü şart Milletindir ibaresinin, Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir şeklinde Türkçeleştirilmesi sağlanarak dönüşümünü tamamlandı.

9 Temmuz 1961 Anayasasında bu kavram, düzenlemenin Egemenlik başlığı altındaki 4. Maddesinde yer aldı. Madde 4- “Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir. Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.” Der...

Bu ilke 18 Ekim 1982 Anayasasında ise Egemenlik başlıklı 6. Maddesinde yer aldı. Maddenin tamamı aynen şu şekildedir: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Denmektedir...

Bu ilke sadece anayasamızda da yazmaz aynı zamanda meclis kürsüsünün arkasında da EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR” şeklinde yazılmıştır.

Bir takım seçilmiş ya da atanmış kişilerin devlet aklı diyerek milli iradeyi yok sayması ve devletimizin kurucu iradesi olan milletin egemenlik ilkesine ihanet etmesi elbette ki asla kabul edilemez.

Bu yüzden her kim bir görüşü varsa çıkıp kendi fikri olarak bunu açıkça belirtmeli, dürüst davranmalı öyle devlet aklı mevlet aklı gibi gizemli kavramlar arkasına saklanıp asli amaçlarını gizlenmeye çalışmamalıdır.