Küresel finansın "devleri" Türkiye’ye dair pozisyonlarını ufak ufak kapatırken “kur şoku yakındır” mesajı veriyor.

Hepimiz biliyoruz ki; son iki yıldır Türkiye’ye yönelik kısa vadeli sermaye akımlarını ayakta tutan temel mekanizma carry trade idi.

Küresel tefecilerin, gelme sebebi gayet netti: Yüksek faiz, görece sabit kur beklentisi ve düşük oynaklık algısı...

Bu üçlü yapı, yabancı sermaye için adeta dikensiz bir gül bahçesi ve eşsiz bir getiri fırsatı yaratıyordu.

Ancak unutulmamalıdır ki; bu denklemin en kırılgan ayağı faiz değil, kur beklentisidir.

Nitekim Kur istikrarına yönelik güven sarsıldığında, dünyanın en yüksek faizini de verseniz o parayı tutamazsınız.

Çünkü "sıcak para", faizden kazandığını kurdaki bir gecelik sıçramada kaybedeceğini bilir. Bu riskin oluştuğunu anladığı an ise arkasına bile bakmadan kaçar.

Bank of America’nın dolar/TL carry trade pozisyonlarını kapatmasının ardından, Barclays stratejistlerinin "TL’de uzun pozisyonları azaltın" tavsiyesi tam olarak bu durumu işaret ediyor.

Babalar, artık risk iştahında yeni ve tehlikeli bir evreye geçildiğini söylüyor.

Ve sadece söylemiyor hamle de yapıyor.

Bu hamleler çok net bir şekilde, "Kur şoku yakındır, ona göre siper alın" mesajı.

Barclays’in analizindeki "petrol fiyatları" vurgusu ise teknik kılıftan başka bişey değil.

Evet, petrol yükselince ithalat faturası şişer ve döviz ihtiyacı artar; ama petrol meselesi hiç yaşanmasa da bizim veriler zaten darmadağın olmuştu.

Dış ticaret açığı, cari açık, reel sektörün döviz açığı, kısa vadeli dış borç ve Merkez rezervlerine bakın ne demek istediğimi anlarsınız.

Peki asıl gerçek ne?

Asıl gerçek:

Bu Abilerin Türkiye’nin sıkışmışlığını görüp çoktan TL pozisyonlarını dolara çevirmiş ve yeni fırsatlara yelken açmış olmaları.

TL’ye dönmek için ise "bu seviye bizi kesmez" demeleri.

Kurun devalüe edilmesini, enflasyonun patlamasını ve buna bağlı olarak faizlerin "astronomik" seviyelere tırmanmasını bekliyorlar ki; dipten girip tepeden çıkabilsinler.

Tarihin Tekerrürü: 1994 ve 2001 Hatıraları

Bu yaşadıklarımız Türkiye için yeni değil. Tarih, bu "sıcak para" oyununun enkazları ile dolu.

Hemen hatırlayalım:

  • 1994 Krizi: O dönemde de yüksek faizle borçlanma sürdürülebilir sanılmıştı. Ancak yabancı sermaye, kurun üzerindeki baskının patlayacağını hissettiği an muslukları kapatıverdi. Sonuç; bir gecede fırlayan kurlar, yerle bir olan TL ve batan şirketler...
  • 2001 Krizi: Sabit kur rejimi uygulanırken, carry trade benzeri bir mantıkla bankalar yurt dışından ucuz döviz alıp içeride yüksek faizli devlet tahviline yatırıyordu. Likidite sıkışınca ve yabancı "artık bu kurdan çıkıyorum" deyince, Türkiye ekonomi tarihinin en büyük yıkımlarından birini yaşadı.

Hadi bir de dünyadan örnek verelim;

  • 1997 Asya Kaplanları: Tayland, Endonezya ve Güney Kore gibi ülkeler, tıpkı bugün bize söylendiği gibi "istikrarlı kur ve yüksek faiz" ile sıcak parayı çektiler. Ancak küresel sermaye "çıkış" düğmesine bastığında, bu ülkelerin merkez bankası rezervleri bir haftada buharlaşıverdi.

Bugün Bank of America ve Barclays'in yaptığı şey, o meşhur "fişi çekme" eyleminin hazırlığı.

"Vur-Kaç" Taktiği ve Yeni Hedefler

Açık ve net konuşalım;

Sıcak paranın vatanı olmaz, sadece kârı olur.

Şu anki tabloda ABD tahvil faizleri, jeopolitik belirsizliklerin ortasında çok daha güvenli bir durak.

Bizim sunduğumuz "yüksek risk - belirsiz getiri" profili artık cazibesini tamamen yitirdi.

Eğer bizi tekrar "avantajlı" bulmalarını istiyorsak, bizden istedikleri şartlar belli ve bedeli çok ağır.

Diyorlar ki;

  1. Kurun belini kır (Devalüasyon),
  2. Enflasyonu serbest bırak,
  3. Faizi ABD’ye göre çok daha cazip ve yüksek bir seviyeye çek.

Daha kötüsü ise el altından "Sen yapmazsan işi şansa bırakmaz, biz hallederiz" mesajı vermeleri.

Kısaca;

Döviz ihtiyacımızın farkındalar, rezervlerin zayıflığını biliyorlar ve dış borç yükü altındaki bir ekonomide istedikleri an krizi tetikleyebilecek finansal güçteler.

Büyük Deprem Kapıda mı?

Carry trade’in çözülme süreci genellikle üç aşamada ilerler:

  • Faz: Yeni para gelmez.
  • Faz: Vadesi gelen para sistemden hızla çıkar.
  • Faz: Kademeli çıkışlar yerini toplu kaçışa bırakır.

Şu an ikinci ve üçüncü fazın kesişim noktasındayız.

Kur dışardan "sakin" görünüyor olabilir; ancak bu, fırtına öncesi sessizlik.

Likidite azalıyor, piyasa derinliği zayıflıyor.

İlk ciddi kıvılcımda kur kontrolsüzce savrulmaya hazır yani.

Sonuç: Carry Trade Cennetinden Cehennemine

Anlayacağınız; Türkiye artık yüksek faizle bile sermaye çıkışını durduramıyor.

Küresel sermaye, Türkiye’nin köşeye sıkışmışlığını görüyor ve gemiyi terk ediyor.

Bundan üç yıl önce bu tehlikeyi söylediğimizde bize gülenler, "uluslararası abiler" ekonominin içinden geçtiğinde ne diyecekler acaba?

Ne yazık ki bu gidişle Türkiye çok yakında "carry trade cenneti"nden, sert bir inişle "carry trade cehennemi"ne dönecek.

Öncü sarsıntılar başladı bile.

Asıl deprem ise her an gelebilir.

Umarım bu kez yanılırız çünkü fay kırılırsa bedeli çok ağır olacak!