Boşuna "yakında çarşı karışacak" demiyoruz.
Açıklanan tüm rakamlar işin her geçen gün biraz daha kötüye gittiğini gösteriyor.
Son açıklanan dış ticaret açığı ve uluslararası yatırım pozisyonu verileri de bu söylediklerimizi ispatlar nitelikte.
Bakın; brüt dış borç stoku 518,5 milyar dolara gelmiş durumda.
Mesele borcun miktarı değil yaratacağı sonuçlar.
Özel sektörün dış borcunun bu seviyelerde olması, olası bir kur krizinde şirketlerin patır patır döküleceği anlamına geliyor.
Devletin döviz borçları ise olası bir kur şokunda yeni zam ve vergilerle milletin içinden geçileceğini gösteriyor.
Şimdilik kuru baskılayarak zevahiri kurtarıyorlar ama yolun sonuna da hızla yaklaşılıyor.
Cephane bittiği gün çarşı büyük karışacak.
Nitekim hatırlayın; 2018 kur şokunda reel sektör tepe taklak olmuştu.
Kurdaki ani sıçrama şirket bilançolarını hızla bozmuş, birçok firmada yeniden yapılandırma ve kredi çevrim krizleri başlamıştı.
Bugün tablo o zamandan çok daha sorunlu çünkü şirketlerin döviz açığı çok daha büyük.
Kısacası yanlışlıkla kur kontrolden çıkarsa bir yığın şirket patır patır dökülecek.
Gelelim net uluslararası yatırım pozisyonu meselesine.
Buradaki açık daha da dramatik; eksi 360 milyar dolara tırmanmış durumda.
Bu rakam, Türkiye’nin sadece borçlu değil, aynı zamanda net varlık açığı taşıyan bir ekonomi olduğunu gösteriyor.
Yani ülke, dünyaya karşı sadece borçlanmıyor; aynı zamanda geçmiş sermaye girişlerinin yarattığı bir yükümlülük stokunu da taşıyor.
150-160 milyar dolar seviyelerinde gezen ve her geçen gün daha da azalma eğiliminde olan Merkez Bankası rezervleri ile bu yapının sürdürülmesi neredeyse imkânsız.
Çünkü rezerv konusu teknik bir detay gibi görünür ama aslında piyasaların psikolojisini belirler.
Nitekim 2001 krizinde rezervlerin erimesiyle birlikte yaşanan güven kaybı, sadece ekonomik değil, davranışsal bir kırılma yaratmıştı.
Bugün durum çok daha sıkıntılı.
Rezerve olan güven dipte.
Piyasa oyuncuları rezervlerin "savunma kapasitesi" olduğuna inanmıyor.
Yani kur hareketleri çok daha sert olacak.
Dış ticaret tarafı ise zaten en zayıf nokta.
Nisan ayında dış ticaret açığı 8,5 milyar dolara gerilemiş gibi görünse de aslında açık hızla büyümeye devam ediyor.
İşin bütününe baktığınızda Ocak-Nisan açığı çoktan 40 milyar dolara yaklaşmış durumda ve bu gidişle yıllık açık 110-120 milyar doları bulacak.
Bunun yanında cari açık da muhtemelen yıl sonunda 80 milyar doları geçecek.
Bu noktada cari açık sadece bir makro veri değil, aynı zamanda finansman ihtiyacının sürekli yenilenmesi anlamına geliyor.
Ve tüm bu yapının merkezinde tek bir değişken duruyor, o da: KUR!
Olası bir kur şoku emin olun hepimizin canını okuyacak.
Çünkü ithalata bağımlı ekonomimizde kur arttıkça enerji, gıda, ara malı maliyetleri ve fiyatları hızla artacak ve fakirliğimiz daha da derinleşecek.
Diğer yandan döviz borcu olan firmaların TL karşılığı olan borçları bir gecede tavan yapacak.
Geliri TL ama borcu döviz olan şirketler darmadağın olacak.
Bu durum bankacılık sisteminin de kredilerini tahsil edememesini beraberinde getirecek.
Bu arada finansal koşullar daha da sıkılaşacak, risk primi yükselecek, dış borçlanma maliyetleri artacak, dış finansmana erişim neredeyse duracak.
Nitekim 2018 ve 2020 dönemlerinde görülen "rollover baskısı" bu aşamanın tipik örnekleridir.
Tabii dış yatırım pozisyonunun negatif olması bu süreci daha da hassas hâle getirecek.
Çünkü ülke zaten net borçlu olduğundan, kurdaki her artış sadece iç fiyatları değil, aynı zamanda dış yükümlülükleri artıracak.
Yabancı yatırımcı algısı tamamen bozulacak.
Dış sermaye girişi daha da yavaşlayacak.
Yani sorun sadece kurun yükselmesi değil, kur yükseldikçe finansal güven mekanizmasının zayıflaması meselesi olacak.
Sonuç olarak Türkiye ekonomisi bugün üçlü bir baskı altında: yüksek dış borç stoku, negatif yatırım pozisyonu ve sınırlı rezerv tamponu. Dış ticaret ise bu süreci desteklemek bir yana yarayı büyütüyor. Bu çerçevede kur, artık sadece bir değişken değil; tüm makro sistemin merkez ekseni hâline gelmiş durumda. Kur stabil kalsa ekonomi duruyor, kur kırılsa ekonomi çöküyor. Anlayacağınız tam bir çıkmaz içindeyiz.
Kısacası geçmiş krizlerden alınan hiçbir ders yok. Para politikaları ile ekonomi yönetmeye çalışmanın sonu hep aynı. Öyle ya da böyle kayaya toslamak kaçınılmaz. Ve ne yazık ki bu sefer toslayacağımız kaya resmen içimizden geçecek.
Umarım olmaz…