İmamoğlu, Yanardağ, Hüseyin Gün ve Necati Özkan, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun 2019 yılında tekrarlanan seçimlere ilişkin yürütülen seçim kampanyasında 'casusluk faaliyetlerinde bulunulduğu' iddiasıyla başlayan soruşturmada tutuklanmıştı. Sanıklar bugün ilk kez hakim karşısına çıktı. Hüseyin Gün'ün savunmasında çarpıcı ayrıntılar ortaya çıktı.
İMAMOĞLU SAVUNMA YAPTI
İmamoğlu savunma yapmak için kürsüye çıktı. İmamoğlu savunmasında, şunları söyledi: "Benden önce dinlemiş olduğumuz sanık Hüseyin Bey’in ifadelerinden sonra anlatacaklarım daha da zorlaştı. Aslında anlatacaklarımın hiçbirisi Hüseyin Bey’le ilgili değil zaten. Devletimiz, milletimiz adına utanç verici bir iddianameyle muhatabız. Benim muhatabım da Hüseyin Gün değil zaten. Deli kuyuya bir taş atmış, istiyorlar ki birileri çıkarsın. Açıkçası ben bu minik akıllı kişiyi muhatap almayacağım. Boş bir iddianame olduğunu bilmeyen yok.
Bunun bir benzerini hemen yan salondaki diğer davada yaşıyoruz. Hüseyin Bey’in ifadelerinden sonra da bütün yargılamaların yapıldığı davaların tümüyle siyasi olduğu, bu devletin ve milletin zararına, menfaat karşılığı yapıldığı; bu işlerin muhatabının da başından beri İstanbul’da bu işleri yürüten iddia makamı olduğunun da altını çizeyim.
Çok rahatım, çok gururluyum; burada verdiğim mücadeleden dolayı gururluyum. Bu büyük mücadelenin minik beyinlere nasıl zarar verdiğini tek tek görüyoruz. En büyük muhalefet mücadelesi bugün Silivri’de görülmektedir.
Bu mücadeleyi kimi zaman 12 metrekarede, kimi zaman davaya dönüşmemesi gereken kuru iftiralardan oluşan yargı süreçlerinde görüyoruz. Tecritler, baskılar, psikolojik işkenceler altında; insan haklarının ve hukukun yerle bir edildiği, çiğnendiği koşullarda veriyoruz bu mücadeleyi.
Hukuka aykırı usuller, baskı ve sahtecilikle bu süreçlere maruz kaldım. İddia makamı eliyle sahtecilik, sahte belge düzenlemek diyorum. Bugün de onun bir başka perdesini yaşıyoruz. Sizin yüce makamınızın, kutsal konumunuzun yerle bir edilmesinin altlığı budur. İddia makamının tehditleri, rehin almaları, uydurma belgelerle bir düzen kurulmuş; bu düzeni ayakta tutmak ve koltuktan kalkmamak adına siyasi müdahaleler, oluşturulan senaryolar ve o senaryolar üzerinden bunu uygulayan aparatlar…
Burada ifade veren şahıs, etkin pişmanlık konusunda konuşmaktan imtina etti. Türk hukuku insanları bu duruma düşürüyor. Ne tehditler, ne tecritler, ne olmaması gereken durumlarla karşı karşıya bu insanlar. Yargılama diye bir şey yok; suç yok, delil yok. Buna rağmen deniliyor ki: ‘Suçsuzluğunu ispat et…
Önce bir suç vardır, ispatlanır; sonra suçsuzluğu ilan edilir.
Burada da asrın iftirası: İBB davası. İftira dolu. Bu anlayışın her birisi çarpıcı örnekleridir. Beşinci defa yenecek diye rakibini imha etme üzerine kurulan yargı saldırısı altındayım. Bu iddianame tam bir hukuk cinayetidir. Şunların hepsi çöp, hepsi… Sorsanız iddianame hazırlamışlar.
Tek bir sayfasını hiçbir iddianamenin okumadım. Gerek duymadım. Okumayacağım. Ama burası yeter. Sonu buna kim casusluk davası diyebilir? Bu siyasi bir dava. Benim neyim varsa bu ülkede; ama birilerinin varsa getirirler. Bu ülkeye yazık ediyorlar. Yazık Mehmet Şimşek’e…
Casusluk… Gerçekten absürtlükte sınır tanımayan, utanç verici bu suçlamaya karşı savunma yapmayacağım. Yargı eliyle her türlü baskıyı, hukuksuzluğu yaşadım, yaşıyorum; aile boyu yaşıyorum. Bir bakan ağzıyla bir şantajın bu ülkede nasıl yapıldığını yaşıyoruz. Casuslukmuş… Bunu da yaşattılar bize. Casusluktan Ekrem İmamoğlu’nu tutuklamak, hukukla açıklanacak bir şey değil. 'Dilinle şu salonu yala, temizle' deseler onu da yapacak bir zihniyet…
İmamoğlu savunma yapmak için kürsüye çıktı. İmamoğlu savunmasında, şunları söyledi: "Benden önce dinlemiş olduğumuz sanık Hüseyin Bey’in ifadelerinden sonra anlatacaklarım daha da zorlaştı. Aslında anlatacaklarımın hiçbirisi Hüseyin Bey’le ilgili değil zaten. Devletimiz, milletimiz adına utanç verici bir iddianameyle muhatabız. Benim muhatabım da Hüseyin Gün değil zaten. Deli kuyuya bir taş atmış, istiyorlar ki birileri çıkarsın. Açıkçası ben bu minik akıllı kişiyi muhatap almayacağım. Boş bir iddianame olduğunu bilmeyen yok.
Bunun bir benzerini hemen yan salondaki diğer davada yaşıyoruz. Hüseyin Bey’in ifadelerinden sonra da bütün yargılamaların yapıldığı davaların tümüyle siyasi olduğu, bu devletin ve milletin zararına, menfaat karşılığı yapıldığı; bu işlerin muhatabının da başından beri İstanbul’da bu işleri yürüten iddia makamı olduğunun da altını çizeyim.
Çok rahatım, çok gururluyum; burada verdiğim mücadeleden dolayı gururluyum. Bu büyük mücadelenin minik beyinlere nasıl zarar verdiğini tek tek görüyoruz. En büyük muhalefet mücadelesi bugün Silivri’de görülmektedir.
Bu mücadeleyi kimi zaman 12 metrekarede, kimi zaman davaya dönüşmemesi gereken kuru iftiralardan oluşan yargı süreçlerinde görüyoruz. Tecritler, baskılar, psikolojik işkenceler altında; insan haklarının ve hukukun yerle bir edildiği, çiğnendiği koşullarda veriyoruz bu mücadeleyi.
Hukuka aykırı usuller, baskı ve sahtecilikle bu süreçlere maruz kaldım. İddia makamı eliyle sahtecilik, sahte belge düzenlemek diyorum. Bugün de onun bir başka perdesini yaşıyoruz. Sizin yüce makamınızın, kutsal konumunuzun yerle bir edilmesinin altlığı budur. İddia makamının tehditleri, rehin almaları, uydurma belgelerle bir düzen kurulmuş; bu düzeni ayakta tutmak ve koltuktan kalkmamak adına siyasi müdahaleler, oluşturulan senaryolar ve o senaryolar üzerinden bunu uygulayan aparatlar…
Burada ifade veren şahıs, etkin pişmanlık konusunda konuşmaktan imtina etti. Türk hukuku insanları bu duruma düşürüyor. Ne tehditler, ne tecritler, ne olmaması gereken durumlarla karşı karşıya bu insanlar. Yargılama diye bir şey yok; suç yok, delil yok. Buna rağmen deniliyor ki: ‘Suçsuzluğunu ispat et…
Önce bir suç vardır, ispatlanır; sonra suçsuzluğu ilan edilir.
Burada da asrın iftirası: İBB davası. İftira dolu. Bu anlayışın her birisi çarpıcı örnekleridir. Beşinci defa yenecek diye rakibini imha etme üzerine kurulan yargı saldırısı altındayım. Bu iddianame tam bir hukuk cinayetidir. Şunların hepsi çöp, hepsi… Sorsanız iddianame hazırlamışlar.
Tek bir sayfasını hiçbir iddianamenin okumadım. Gerek duymadım. Okumayacağım. Ama burası yeter. Sonu buna kim casusluk davası diyebilir? Bu siyasi bir dava. Benim neyim varsa bu ülkede; ama birilerinin varsa getirirler. Bu ülkeye yazık ediyorlar. Yazık Mehmet Şimşek’e…
Casusluk… Gerçekten absürtlükte sınır tanımayan, utanç verici bu suçlamaya karşı savunma yapmayacağım. Yargı eliyle her türlü baskıyı, hukuksuzluğu yaşadım, yaşıyorum; aile boyu yaşıyorum. Bir bakan ağzıyla bir şantajın bu ülkede nasıl yapıldığını yaşıyoruz. Casuslukmuş… Bunu da yaşattılar bize. Casusluktan Ekrem İmamoğlu’nu tutuklamak, hukukla açıklanacak bir şey değil. 'Dilinle şu salonu yala, temizle' deseler onu da yapacak bir zihniyet…"
İBB veri tabanını kopyaladığı iddialarına ilişkin konuşan Gün şunları söyledi:
"Sosyal medya analizi için İBB veri tabanını kopyalamadım. Sosyal medya analizi için İBB verilerine gerek yok. Bu veriler açık kaynakta var. Bu iddia, fırında dağıtılan askıda ekmeğin çalınarak hırsızlık suçunun işlendiğinin iddia edilmesi gibidir"
Savunmasında "Çünkü ben ülkem aleyhine asla casusluk yapmadım ve şunu da önemle söylemek isterim: Kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan biri, başka hiç kimseye casus iftirası atamaz." diyen Hüseyin Gün'ün sözlerinden öne çıkanlar şöyle:
"Huzurunuzda görülmekte olan yargılamaya dayanak teşkil eden, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bürosunca düzenlenen ve sizin de söylediğiniz gibi Sayın Başkan, 4 Şubat 2026 tarihli iddianame ile tarafıma yöneltilen TCK madde 328/1 uyarınca, siyasal veya askeri casusluk amacıyla bilgi temin ettiğim yönündeki iddialar tamamıyla mesnetsiz ve gerçek dışıdır. Ben, hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin güvenliğini, iç veya dış siyasal yararları açısından gizli kalması gereken siyasi ya da askeri casusluk maksadıyla temin etmedim. Etmediğim gibi, kesinlikle böyle bir teşebbüste de bulunmadım ve kimseyle de paylaşmadım. Nitekim ikinci ifademde, -İstanbul TEM'de vermiş olduğum- müsnet suçu işlediğime dair en küçük bir ikrarda da bulunmadım. Çünkü ben ülkem aleyhine asla casusluk yapmadım ve şunu da önemle söylemek isterim: Kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan biri, başka hiç kimseye casus iftirası atamaz."
Eğitim ve meslek hayatında edindiği birikimlerle bir şirket kurduğunu ve çeşitli alanda yatırımlar yapan bir iş insanı olduğunu ifade eden Gün sözlerine şöyle devam etti:
"Sonra üniversiteden kalma bir alışkanlığım olarak siyasette ve siyasetin nerede nasıl pişirildiğini, bilhassa Anglosakson siyasetin hangi mutfakta pişirilip nasıl geliştiğini merak ettiğimden ötürü önde gelen çeşitli düşünce kuruluşlarına üye oldum, yönetim kurulunda bulundum. Bunların önde gelenlerinden bir tanesi Londra merkezli Global Strategy Forum'dur. Nitekim benim için esas olan hükümetler değil, devlettir. Bu şiarla; 2010 yılında Global Strategy Forum tarafından düzenlenen "Türkiye'nin Yükselen Network Dünyasındaki Rolü ve Konumu" seminerinde -ki medyada ulu orta çok değişik şeyler söylendi, tabii ki ben de linçe maruz kaldım- Lordlar Kamarası'nın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinde ilk kez kapılarını Türk Devleti'ne açmasına büyük katkı sağladım. O toplantıda dönemin Devlet Bakanı Sayın Egemen Bağış, eski Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, Türk İngiliz Parlamenterler Dostluk Grubu Başkanı Sayın Suat Kınıklıoğlu, eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, o tarihte Başbakanlık Başdanışmanı olarak görev yapan, bugün MİT Başkanı olan Sayın Profesör Doktor İbrahim Kalın, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Üyesi Nursuna Memecan ve Başbakanlık Müşaviri pardon Cemalettin Haşimi ve bazı iş insanları…"
İmamoğlu: İftiranın büyüklüğüne bakar mısınız; ya casusluk, vatan hainliği… Ekrem İmamoğlu’ndan, Merdan Yanardağ’dan, Necati Özkan’dan casus çıkarmaya çalışıyorlar.
19 Mart siyasi darbe süreciyle birlikte kurulan bu hukuk dışı düzende savcılıklar, meşruiyetini kaybetmiş parti bürolarına dönüşmüştür. Bu süreçlerde hazırlanan iddialarla talimatları uygulayan herkes, anayasal düzeni zedeleyen bir anlayışı temsil etmektedir. Kasıtlı ve sistematik biçimde masumiyet karinesi yok sayılmaktadır. Devletin yetkisi, masum insanları korumak için değil, baskı altına koymak için kullanılmaktadır. Alelacele kurulan, tanığı bile dinlemeden, yüzümüze bakmadan karar veren sulh ceza hâkimlikleri; önceden verilmiş kararların altına imza atan yerlere dönüşmektedir. Sayın heyet, sizin makamınız kutsal. Bunu hücrelerimle söylüyorum. Kararınızı verene kadar böyle bakıyorum size; ondan sonrasına siz karar vereceksiniz.
Adaletin değil, önceden verilmiş kararların infaz makamına dönüşmektedir bu tür mahkemeler. Bu ülkede vatan sevilsin, millet sevilsin, bayrak sevilsin istenmiyor. Yönetici zihniyet bunu istemiyor. Böyle sevdirilmez; adaletle sevdirilir.
Anayasayı yok saydıktan sonra neyi konuşacağız? Anayasayı Ekrem’e, Merdan’a, Necati’ye göre ayarlıyorlarsa neyi konuşacağız?
Bu yaşananlar sadece bir yargı süreci değildir. Açık bir rejim değişikliği girişimidir. Adım adım başka bir rejime yürüyüştür bu. Ama bu millet, padişahlığı ve monarşiyi bırakalı 103 sene oldu. Bu hukuksuz işlemi yapanlar, tümüyle anayasayı ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunu işlemiştir, işlemeye devam etmektedir. Bu suçu işleyenler zannetmesinler ki işledikleriyle kalırlar. Gün geldiğinde, adil yargı önünde nasıl geçmişte sorduysa hesabını soracaktır.
"Diğer taraftan iddianamede eklerindeki yazışmalarda sayın mahkemenizce yaptırılan Türkçe tercümelere bakıldığında, İstanbul TEM'de ve Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgum sırasında ayrıntılı biçimde belirttiğim üzere 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından FETÖ ile mücadele için devletim adına yurt dışında aktif biçimde görev yaptığım ve bu kapsamda bilhassa Avrupa ve Amerika'da firari olan önde gelen FETÖ'cülerin açık kimliklerini, adreslerini, oradaki ilişki ağlarını, mal varlıklarını Türkiye'den çalınan, tespit edilerek ülkemize iadesi için yoğun destek verdiğim kolaylıkla tespit edilebilmektedir. Nitekim emniyet güçlerinin el koyduğu cep telefonumda avukatıma teslim edilen imajında da imajına bakıldığında yetki belgesinin ekimde, ekim 2016 yani darbenin sıcak günlerinde, 1 Mayıs 2017'ye kadar geçerli olan tam yetki, full yetki, dönemin 2016-2018 yılları arasında dönemin Başbakanlık Müsteşarı ve 2018-2023 yılları arasında ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak görev yapan Sayın Fuat Oktay tarafından Trident ve GPlus şirketlerine ülke ilişkileri ve tanıtımı yönlendirme, yönetme ve idare etme konusunda Türk devleti adına tam yetkiye haiz olduğu açıkça görülmektedir ve avukatım da size bu yetki belgesinin kopyasını ve resmi tercüman Türkçe tercümesini de size takdim edecek."
"Dijital verilerimin üzerinde, soruşturma aşamasında yaptırılan Türkçe çevirilere ilaveten, Sayın Mahkemenizce re’sen seçilen bilirkişi Arman Işıtman tarafından yapılan 23 Mart 2026 tarihli çevirilere bakıldığında; bu şirketlerden birinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yetki verilen ve yurt dışında FETÖ ile mücadele için yapılan tüm çalışmalara dair ödenekleri gerçekleştiren şirket olduğu, Gplus'ın ise Türk Devleti adına yurt dışında lobi faaliyetini yürütmek için tam yetki verilen şirket olduğu açıkça görülmektedir. Nitekim soruşturma savcılığı talebine istinaden dosyaya ibraz edilen 19 Aralık 2025 tarihli MASAK raporuna göre, şahsi hesabımdan bu şirketlere yüklü miktarda döviz gönderilmiştir. Bunu da çok kolaylıkla, Sayın Başkan, tespit edebilirsiniz. Toplamda 1.500.000 avronun üzerinde olması gerek; ama detaylar sizde zaten mevcut. Bunun yanı sıra iddianamede tarafıma yöneltilen suçlamaya dayanak olarak gösterilen, yurt dışında FETÖ'ye karşı yürütülen mücadele kapsamında düzenlenen -işin aslında trajikomik tarafı bu- ve devlet sırrı olduğu bilhassa iddia makamı tarafından belirtilen BC, yani Black Cell (Türkçesi Kara Hücre) başlıklı raporları ve FETÖ ile ilgili örgüt şemalarını, yurt dışındaki irtibatlarımdan faydalanmak suretiyle bizzat ben hazırladım ve devletimizin resmi makamlarına iletilmesini sağladım. Nitekim iddianamenin eklerinde yer alan "Kodlamalar" başlıklı yazışmada da benim Türk Devleti adına yurt dışında FETÖ'ye karşı yürütülen mücadelede proje yöneticisi olduğum açıkça belirtilmiştir."
Duruşma Hüseyin Gün'ün savunmasıyla başladı.
Etkin pişmanlıktan faydalanarak ifade veren Hüseyin Gün sözlerine "Kendimden eminim casus değilim" diyerek başladı. Hüseyin Gün "Bunu ilk kez burada söylemek zorunda kalıyorum" diyerek sözlerine şöyle devam etti:
"15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yurt dışında üstlenmiş olduğum önemli görev ve sorumluluklar göz önünde bulundurulduğunda iddianamede isimlerine atıfta bulunulan yabancı devlet adamları, siyasiler, bürokratlar, emekli askerler ve istihbarat mensuplarıyla görüşmemde hayatın olağan akışına aykırı herhangi bir durumun bulunmadığı kolaylıkla tespit edilebilir." dedi.
Gün sözlerinin devamında "Kendimi Jön Türk olarak tanımlıyorum" ifadelerini kullandı.
Hüseyin Gün "Ekrem İmamoğlu’nu hayatımda bir defa gördüm. Bir de şimdi aynı yerdeyiz" dedi.
Duruşma yaklaşık 50 dakikalık bir gecikmeyle başladı.
Davada önce Hüseyin Gün, ardından Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan savunma yapacak
Merdan Yanardağ ve Necati Özkan alkışlarla salona girdi. Merdan Yanardağ izleyicileri yumruğunu havaya kaldırarak selamladı ve “Emperyalistlerin işbirlikçileri yurtseverleri casuslukla suçluyor” dedi.
Ekrem İmamoğlu da salona alkışlarla geldi. İzleyicileri selamlayarak yerine oturdu.
Etkin pişmalıktan yararlanarak ifade veren Hüseyin Gün de salona girdi.
Davayı takip etmek üzere salonda tutukluların aile yakınları, çok sayıda siyasi ve basın mensubu bulunuyor.
Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, CHP Milletvekilleri Bülent Tezcan, Mahmut Tanal, Aylin Nazlıaka; İBB Başkanvekili Nuri Aslan; CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ve SOL Parti MYK üyesi Alper Taş salondaki izleyiciler arasında.
Merdan Yanardağ'ın tutuklanmasıyla birlikte kayyum atanan TELE 1 çalışanları da salonda.
Duruşma salonunun yetersizliği nedeniyle girişlerde sorun yaşanıyor. Bazı sanık yakınları salona girmeye çalışıyor.
Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu ise salondaki sandalye yetersizliği nedeniyle ayakta kaldı.
İDDİANAMEDEN
VERİ ANALİZİ CASUSLUK OLARAK ADLANDIRILDI
Necati Özkan ve Hüseyin Gün'ün, Ekrem İmamoğlu'nun kazandığı ancak YSK tarafından iptal edilen 31 Mart seçimlerinin ardından temas kurduğu ve iptal edilen seçimle yenilenen seçim arasında İmamoğlu'nun seçim kampanyasına destek vermek amacıyla iletişime geçtikleri iddianamede yer alıyor. "Casusluk" gibi büyük bir suçun isnat edilebilmesi için "Devlete ait gizli bilgilerin, yabancı ülkelere yasa dışı yollarla sızdırılması" gerekiyor; ancak Hüseyin Gün, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Ekrem İmamoğlu hakkında hazırlanan "casusluk" iddianamesinde bu tanımda bir casusluk faaliyeti yer almıyor.
İddianame tam anlamıyla Ekrem İmamoğlu'nun seçim kampanyasını merkeze alıyor. Hüseyin Gün'ün ajansı PİIQ, özet olarak Ekrem İmamoğlu'nun seçim kampanyasını analiz ediyor, toplumda yaptığı hareketlerin nasıl karşılandığı Necati Özkan'a raporlanıyor. Yani Hüseyin Gün, aslında sosyal medyada İmamoğlu hakkında gelen tepkileri derliyor ve Özkan'a sunuyor. Yaptığı şey iddianamedeki ifadesinde de geçtiği gibi veri analizi.
AGRESİF OLDUĞU UYARISI İDDİANAMEDE
Hüseyin Gün ve Necati Özkan arasında geçen ve Ekrem İmamoğlu'nun seçim kampanyası kapsamında agresif tavırlar sergilediğinin, bu konuda İmamoğlu'nun sakinliğini koruması gerektiğini içeren konuşma da casusluk faaliyetine ilişkin dayanak olarak gösterildi.
İMAMOĞLU'NA 'AKTİF OL' DEMESİ DE CASUSLUK SAYILDI
İddianame aslında İmamoğlu'nun seçim döneminde nasıl dijital saldırılarla mücadele ettiğini de gösteriyor. Hüseyin Gün'ün Necati Özkan'a gönderdiği mesajda Ekrem İmamoğlu'na "gerçek olmayan, montajlanmış videolar" aracılığıyla dijital bir saldırı olacağını, İmamoğlu'nun savunmada bırakılmak istendiğini ve savunmada kalmaması gerektiğini söylüyor. Gün ayrıca İmamoğlu'na daha aktif olması tavsiyesinde bulunuyor.
İDDİANAMEDE İSMAİL KÜÇÜKKAYA DETAYI
İptal edilen seçimler sonrası Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım arasında gerçekleşen canlı oturumu İsmail Küçükkaya yönetmişti. İddianamede Gün'ün Ekrem İmamoğlu'na İsmail Küçükkaya konusunda dikkatli olmasını istediği görüldü. O dönem tarafsız imajı çizen Küçükkaya'nın, Mahir Ünal ile görüştüğü ortaya çıktı. Hüseyin Gün'ün Ekrem İmamoğlu'na Necati Özkan aracılığıyla, İsmail Küçükkaya tarafından sorulacak olan "Kürt meselesi ile ilgili gelecek sorulara karşı dikkatli olması" gerektiğini söylediği mesaj da iddianamede tespit olarak yer alıyor.
GAZETECİLİK FAALİYETLERİ DE CASUSLUK SAYILDI
Merdan Yanardağ'ın TELE1'de Kemal Kılıçdaroğlu'na canlı yayında sorduğu sorular casusluk faaliyeti olarak belirtildi. İddianamede Merdan Yanardağ'a ait olan, "Tırnak içinde söylüyorum kirli bir kampanyaya tanık olduk. Yani yalan, iftira işte devlet baskısı kara propaganda montaj videolar ve yine sahte bildirilerle devam eden valilerin, kaymakamların doğrudan seçmene baskı yaptığı bir seçim dönemine tanık olduk, deyim uygunsa benim değerlendirmem bu seçimi çaldılar ve anti demokratik ve adil olmayan koşullarda seçim yapıldı bu da tartışılmıyor. İftira ve kara propaganda bu da tartışılmıyor. Halka karşı suç işlendi demokrasiye karşı suç işlendi" söylemleri suç unsuru sayıldı. Savcılık iddianamede bu söyleme ilişkin şunu isnat etti:
Söylemleri ile seçmen kitlesine karşı bir algı yönetimini oluşturduğu, ve halkı kışkırtarak galeyana getirmeye yönelik söylemler olduğu anlaşılmıştır...