“Maden karın doyurur!”
Kimin karnını doyurur?
Onu çıkaranların!
“Onu çıkaranların” derken, emekçileri kastetmiyorum elbette. Onlara ne kadar para veriyorlar ki o insanların karınları doysun.
Onlar yine karın tokluğuna çabalayıp duracaklar.
Esasında o madeni işleyen ve değerlendirenlerin karnını doyuracak!
Neyse efendim, neyse!
*
Şu günlerde yeterince var olanını dahi ekip biçemeyen köylü, çiftçi:
Ektiğinin de…
Biçtiğinin de…
Sattığının da karşılığını alamazken, bir de üstüne üstlük kendisinin, öyle veya böyle ayakta durmasını sağlayan arazileri de artık işe yaramaz hale getirilecek.
Daha önceleri hep öyle olmadı mı?
Oldu, çünkü hem köylünün hem çiftçinin toprağı ile ilgili kurduğu hayallerini bir bir…
Gıdım gıdım…
Yavaş yavaş…
Alıştıra alıştıra tükettiler!
*
Eğer bugün karşı gelinmezse…
Bugün, o topraklara sahip çıkılmazsa, yarın çok geç olacak. Çok geç olduğunda da adına ‘Çaresizlik’ denilen bir çıkmazın içine düşülüp, o çıkmazdan kurtulmak kimbilir onlarca, yüzlerce yıllar alacak!
Çünkü maden şirketleri maden çıkardıkları alanları da aynen boz ve yoz durumda bırakıp terk edecekler.
*
Bundan sonrasında kim uğraşırsa uğraşsın. Onlar alacağını almış nasıl olsa gerisi onu ilgilendirmiyor.
Toprağın boz ve yoz kalması…
Köylünün geçinememesi…
Hayvanların otlatılamaması…
Ve orada yaşayan hayvanların telef olması maden şirketlerinin umurundaydı sanki!
*
Ardeşen’de planlanan maden ihalesine MHP’ye yakınlığı ile bilinen Türkgün Gazetesinin yöneticisi olan Sayın Müftüoğlu karşı çıkmış.
Maden çıkarılan yer onun doğup büyüdüğü köymüş çünkü.
İyi de etmiş aslında, doğup büyüdüğü yere sessiz kalmamış.
“(…) Boşuna kepçe vurmayın, köylüyü yormayın” demiş.
Kimi uyarmışsa uyarmış işte!
*
Oysa AKP iktidarı döneminde -askeriyede olduğu gibi- emir veriliyor.
“Maden aranacak… ara!” deniliyor ve buna da karşı gelenin -öyle veya böyle- defteri dürülüyor.
*
Hep öyle olmadı mı?
İnsanlar yerlerde sürünerek…
Gözyaşlarını akıtarak…
Hep karşı gelindi, hep bedel ödendi de yine o maden hep aranmadı mı?
Maden ocaklarında kepçeler -onlarca, yüzlerce yıldır büyümeye çalışan- canım ağaçları dibinden söküp onları öldürmediler mi?
*
‘Maden çıkarma ruhsatı’ alındığı andan itibaren o maden işletmecisi ne toprak tanınıyor ne ağaç…
Ne köylü tanıyor ne çiftçi…
Vur kepçeyi, çıkar madeni, kelleştir dünyayı.
Sen mutlu ol yeter ki!
Olabilirsen tabi…
O yıkılan ağaçlar rüyalarına girmezse…
Yaşam alanları, ormanlık alanlar yok edilirken, oralarda yaşayan hayvanların sessiz çığlıkları beynini kemirmezse…
Onların veballeri…
Onların ahları…
Ve onların -fark edemediğimiz akan-gözyaşları karşısında sen mutlu olacağını mı sanıyorsun.
*
Anlayacağınız, bana hiç de iyi şeyler yapılmıyormuş gibi geliyor.
Her şey plansız, her şey gabalbazara imiş gibi geliyor!
O nedenle de köylünün, çiftçinin oralarda yaşayan hayvanların ahı bir tutarsa sonuç ne olur varın siz düşünün!
*
Bu inat niye anlamadım gitti…