Bu hafta başı yani 8 Aralık tarihinde Suriye’de 54 yıllık Baas Partisinin iktidarı, ülkenin üniter ve ulus devlet yapısının tamamen ortadan kaldırılmasının birinci yıl dönümüydü.

Her ne kadar batı ve yerel medyalar bunu kamuoyuna bir “Halk özgürlük hareketinin başarısı” olarak lanse etmeye çalışsa da, işin gerçeği bu bir yıl içinde yaşananlar kesinlikle öyle olmadığını çok açık bir şeklide göstermiştir.

Amerika, İngiltere ve kısmen Suudi Arabistan’ın yürüttüğü Timber Sycamore Operayonu ile Suriye’deki rejim değişikliğinin halk desteğini alabilmesi için

“% 15 azınlıkta olan Aleviler, %70 olan Sunni Müslüman toplumu yönetmez” üzerinde kurmuştu.

Oysa geldiğimiz noktada, bırakın azınlıklar tarafından yönetilmeyi, Suriye halkını, kendinden olan Suriyeli Sunni yöneticiler bile yönetmesine izin verilmiyor artık.

Bir yıl içinde halkın sesi tamamen susturuldu, tüm devlet kurumları dağıtıldı, resmi kayıtları imha edildi, Suriye’nın resmi devlet ordusu yok edildi, ülkenin üniter yapısı darmadağın edildi.

Toplumun %1’ini bile temsil etmeyen HTŞ’nın farklı ırklardan topladığı militanları tarafından Alevi, Hristiyan ve Dürzi Suriye vatandaşlarına karşı günümüze kadar devam eden düzenli soykırım uygulanılıyor ve daha da önemlisi ülke şu an “devletçiklere” bölünmeden önceki son işgal sürecini yaşıyor.

Milyonlarca Suriye vatandaşı artık kendi ülkesinde tamamen rehin alınmış durumda ve gerek İsrail, gerek YPG veya HTŞ tarafından işgal altındadır.

Amerika, Kuzey’de YPG üzerinden tüm petrol yataklarını, İsrail, Güney’den Şam’a kadar tüm su kaynaklarını ve Kuzey Batı’da HTŞ, tüm tarım ve sanayı kalıntılarına el koymuş vaziyette.

Ne yazık ki Suriye Arap Cumhuriyeti artık sadece solmuş bir levhada yazılı kalan ifadeden ibaret artık.

Devirmek istenilen rejimin yerine çok daha vahşi bir yönetim yerleştirildi, üniter yapısı korunacak derken, tamamen bölünmesine neden oldu ve halk “işkenceden” kurtarılacak derken, ideolojik soykırım ile karşı karıya getirildi.

İşin en acı tarafı ise, bunlar sadece bir yıl içinde yaşanmış olmasıdır.

Geçici olarak görevde tutulan Suriye Cumhurbaşkanı olan emekli terörist Colani ise son derece pragmatik bir şahıs olduğunu da kısa süre içinde göstermeyi ihmal etmedi.

Türkiye, Amerika, İsrail ve Rusya arasında yürütmeye çalıştığı “diplomatik” çalışmaları ülkenin daha da hızlı bir şekilde felakete sürüklenmesinin önünü açtı.

Amerika ziyaretinde Centcom komutanlarıyla basket oynarken “bizim ekipten” mesajı verilmek istenirken hemen arkasından Trump’ın ona parfüm sıkmasıyla “parfüm kokusu alınabilindiği kadar kalıcısın” mesajını da vermeyi ihmal etmedi Amerikalılar

Dolayısıyla, Colani, Suriye’yi Sevr Anlaşmasının Suriye versiyonuna götüren şahıs olarak seçildiği artık çok açıktır.

Colani, Suriye halkına vaad ettiği demokrasiyi, özgürlüğü veya ekonomik refahı yerinde getirmek için seçilmedi, bilakis getirmesin diye o pozisyona yerleştirildi.

Suriye'de şu an yaşanan yüksek enflasyon, işsizlik ve Baas döneminden çok daha katı dikta ve acımasız yönetimin esas amacı Suriye halkının hayatta kalabilmeleri için kendi rızalarıyla bölünmeyi kabul edip isteme noktasına gelmeleridir.

İşte bu yüzden son bir yıl içinde Suriye’de aynı zamanda muazzam iç göç yaşandı. Ülke içinde yaşanan nüfus hareketliği sayesinde artık nüfus doğal etnik ve mezhepsel kitleler haline gelmiştir. Böylece bölünme ve sınırların çizilmesi çok daha kolay olacaktır.

Yürütülen 14 yıllık operasyonun sonuçları Suriye’de olduğu kadar Türkiye için de son derece sıkıntılı sonuçlar doğurmuştur.

Milyonlarca yabancı ülkemizde hala kalmaya ve bizim öz kaynaklarımızdan yararlanmaya devam ediyor.

İçişleri Bakanlığı tarafından açıklanan istatistiklerde gidenler veriliyor, geri gelenler veya vatandaşlık alanlar paylaşılmıyor. Dolayısıyla gerçekte kaç yabancı ile yaşamak zorunda bırakıldığımızı bilmiyoruz.

Sınır illerimizin demografisi, konuşulan dili ve kültürü tamamen değişmiş durumda. Gettolar oluşmuş, paralel toplumlar güçlenmiş ve ülkemizin kriminal tipolojisi bile kökten değişmiş vaziyette.

Bu olağanüstü sorunlara birlikte YPG’nin artık bu denli muhatap alınması ve Suriye’nin resmi ordusu haline getirmek istenmesi Türkiye’nin önünde en büyük tehdittir.

Bugün YPG’nın konumu İsrail kurulmadan önce Siyonist paramiliter örgütü Haganah’dan farklı değildir.

Haganah nasıl İsrail kurulduktan sonra resmi İsrail ordusu yani IDF, haline geldiyse, “Yeni” Suriye’nin resmi ordusu da YPG paramiliter örgütünden oluşturulması istenmektedir.

Böylelikle Türkiye’nin ileride olası yürüteceği operasyonlar bir terör örgütüne karşı değil, bir devlet ordusuna karşı sayılıp, savaşa sürüklenmemizin önünü bile açabilecektir.

Dolayısıyla, geri dönük baktığımızda son bir yıl içinde Suriye veya Türkiye için olumlu sonuçlar meydana gelmediğinden kutlanacak pek bir durum da ne yazık ki yoktur.