Bazı haberler vardır, okursunuz ve birkaç saniye sonra başka bir habere geçersiniz.
Bazıları ise insanın zihninde kalır.
Ekranı kapatırsınız ama görüntü gitmez.
Hindistan’dan gelen o görüntüler de işte böyle…
Bir tepenin kenarında genç bir adam. Etrafında onu ikna etmeye çalışan insanlar. Birkaç metre ötede anne ve baba. Saatler süren bir bekleyiş. Bir telefon taksiti tartışmasının taşıdığı ağır yükün altında ezilmiş bir genç…
Sonra bir hamle.
Bir baba, oğluna ulaşmaya çalışıyor.
Ardından uçurum.
Ve birkaç dakika içinde bir ailenin hikâyesi sona eriyor.
Hindistan’ın Maharashtra eyaletindeki Chhatrapati Sambhajinagar’da yaşanan olayın ayrıntıları hâlâ soruşturuluyor. Haber kaynaklarında gencin yaşı ve soyadı konusunda farklılıklar bulunuyor; ancak polis ve yerel basına yansıyan ortak tablo şu: Genç, yeni aldığı telefonun taksitleriyle bağlantılı bir aile tartışmasının ardından Khavdya/Khawadya Dongar bölgesindeki tepeye çıktı. Yaklaşık üç saat boyunca ailesi, köylüler, polis ve itfaiye ekipleri onu vazgeçirmeye çalıştı. Sonunda genç hayatını kaybetti; onu kurtarmaya çalışan babası da düştü. Anne ise saniyeler sonra yaşamına son verdi.
Üstelik son anda çevredekilerin ona bir iPhone teklif ederek vazgeçirmeye çalıştığına ilişkin tanıklıklar da var.
Düşünebiliyor musunuz?
Bir insanı hayata döndürmek için yine aynı nesne masaya konuluyor.
Telefon…
Bir avuç içi kadar cihaz.
Ama artık o cihazın ağırlığı kilogramla değil, üç insan hayatıyla ölçülüyor.
Bir telefon nasıl olur da bir ailenin kaderine dönüşür?
İnsan hayatı gerçekten bu kadar ucuz mu?
Elbette hayır.
Bu üç insanın ölümünü yalnızca "iPhone yüzünden üç kişi öldü" diye anlatmak, aslında yaşanan trajedinin özünü kaçırmak olur.
Çünkü mesele hiçbir zaman yalnızca telefon değildir.
Telefon, zaten çatlamış olan bir duvarın üzerine bırakılan son taş olabilir.
O duvarın arkasında ekonomik sıkıntı vardır.
Aile içi gerilim vardır.
Gençlik baskısı vardır.
Sosyal medya vardır.
Kendini başkalarıyla kıyaslama vardır.
Borç vardır.
"Ben de sahip olmalıyım" duygusu vardır.
Ve bazen insanın kendi hayatını, sahip olduğu eşyaların değeriyle ölçmeye başlaması vardır.
İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Çünkü tüketim toplumu insana yalnızca ürün satmıyor.
Bir kimlik satıyor.
Telefon almıyorsunuz.
"Ben de buradayım" duygusunu satın alıyorsunuz.
Bir otomobil almıyorsunuz.
"Ben de başardım" mesajını satın alıyorsunuz.
Markalı kıyafet almıyorsunuz.
"Ben diğerlerinden aşağıda değilim" hissini satın alıyorsunuz.
Ve cebinizdeki cihaz, zamanla cebinizde taşıdığınız bir telefon olmaktan çıkıp, toplumdaki yerinizin sembolüne dönüşüyor.
İşte o zaman fiyat etiketi yalnızca mağazada durmuyor.
İnsanın zihnine yapışıyor.
***
Hindistan'da ulusal tek bir asgari ücret bulunmuyor. Ücretler eyalet, sektör, işin niteliği ve bölgeye göre değişiyor.
Ancak olayın yaşandığı Maharashtra'da 1 Temmuz-31 Aralık 2026 dönemi için mağaza ve ticari kuruluşlarda belirlenen aylık asgari ücret, bölgeye göre vasıfsız çalışanlarda 12.962 ila 14.155 Hindistan rupisi arasında. Chhatrapati Sambhajinagar'ın dahil olduğu Zone I için vasıfsız çalışan ücreti 14.155 rupi olarak açıklanmış durumda.
21 Ağustos 2026 civarındaki kur üzerinden 1 Hindistan rupisi yaklaşık 0,50 TL seviyesinde. Bu durumda söz konusu aylık asgari ücret kabaca 6.500-7.100 TL civarına denk geliyor.
Hindistan'da iPhone 17'nin 256 GB başlangıç fiyatı ise 82.900 rupi.
Basit bir hesap yapalım.
14.155 rupilik Zone I asgari ücret üzerinden düşünürsek:
82.900 rupi / 14.155 rupi = yaklaşık 5,9 aylık brüt asgari ücret.
Yani bir çalışan, teorik olarak kazandığı paranın tek kuruşunu bile yemeden, kira ödemeden, ulaşım masrafı yapmadan, ailesine bakmadan ve hayatın diğer bütün ihtiyaçlarını yok sayarak yaklaşık 6 aylık gelirini bir telefona yatırmak zorunda.
Gerçek hayat ise Excel tablosu değildir.
İnsan altı ay boyunca yemek yemeden yaşayamaz.
Ev kirasını "ertele" düğmesine basarak ödemez.
Çocuğunun okul masrafını kapatamaz.
Elektrik faturasını sosyal medya paylaşımıyla susturamaz.
Dolayısıyla bir telefonun gerçek maliyeti yalnızca mağazadaki fiyat değildir.
O telefon için vazgeçilen hayatın maliyetidir.
Üstelik olayda tartışmanın telefonun taksitleri üzerinden çıktığı bildiriliyor. Bazı haberlerde gencin telefonu zaten aldığı ve taksitlerini ödemek için ailesinden para istediği aktarılırken, bazı haberlerde ailesinin yeni telefonu almayı reddetmesinden söz ediliyor. Dolayısıyla olayın bütün ekonomik ayrıntılarını kesinleştirmek mümkün değil.
Ama kesin olan başka bir şey var:
Bir borç tartışması, bir aileyi uçurumun kenarına kadar götürmüş.
***
Dünyanın bir yerinde telefon, başka bir yerinde hayat meselesi...
İşte bu hikâyenin en acı tarafı belki de burada.
Dünyanın bir köşesinde bir insan için iPhone, yalnızca bir cihazdır.
Telefonunu değiştirir.
Eski telefonunu çekmeceye koyar.
Belki ikinci el satar.
Belki yeni model çıkınca eskisini bir kenara bırakır.
Bir başka yerde ise aynı cihaz aylarca çalışmanın karşılığıdır.
Bir başka yerde aile bütçesinin hesabıdır.
Bir başka yerde çocuğun hayalidir.
Bir başka yerde sosyal statüdür.
Ve korkunç olan şu:
Aynı ürün, dünyanın farklı yerlerinde aynı ekonomik ağırlığa sahip değildir.
Bir insan için basit bir miktar olan bu ücretlendirme, başka bir insan için aylık gelirinin birkaç katıdır.
İşte küresel tüketim düzeninin en büyük paradokslarından biri budur.
Reklamlar dünyaya aynı görüntüyü gösteriyor.
Ama dünya insanlarına aynı satın alma gücünü vermiyor.
Ekran herkesin karşısında aynı parlaklıkta.
Fakat o ekranın arkasındaki hayatlar aynı parlaklıkta değil.
***
Şimdi dönelim Türkiye'ye.
Burada da tabloyu görmezden gelmek mümkün değil.
Apple, iPhone 17'yi Türkiye'de 2025 yılında 77.999 TL başlangıç fiyatıyla satışa çıkarmıştı. 2026 Mayısındaki fiyat güncellemesiyle 256 GB modelin resmi fiyatı 84.999 TL'ye yükseldi.
Bugün piyasadaki satıcı fiyatları farklılaşsa da 256 GB iPhone 17 için yaklaşık 77 bin TL ve üzerindeki etiketlerle karşılaşmak mümkün.
Daha çarpıcı olan ise iPhone 17 Pro.
Apple Türkiye'de 256 GB iPhone 17 Pro'nun fiyatı 119.999 TL seviyesinde.
Yani Türkiye'de bir telefonun fiyatı artık bazı insanların gözünde "elektronik eşya" kategorisini aşmış durumda.
Maaşın karşısına dikilen bir duvar gibi.
Bir insanın aylarca çalışıp kazandığı paranın önemli bölümünü cebinden çıkarıp masanın üzerine koymasını gerektiren bir cihazdan söz ediyoruz.
Burada mesele Apple'ın bir ürününün iyi olup olmaması da değil.
Mesele, teknolojinin neden bu kadar pahalı olduğu.
Fakat sonuçta faturayı tüketici ödüyor.
Ve tüketici artık telefon alırken yalnızca "Bu telefon iyi mi?" diye sormuyor.
"Buna kaç ay çalışacağım?" diye soruyor.
İşte ekonomik mesele tam olarak burada başlıyor.
***
Sosyolojide "göreceli yoksunluk" diye bir kavram vardır.
Halk diliyle söyleyelim:
İnsan bazen sahip olmadığı şey yüzünden değil, başkasında gördüğü şey yüzünden kendisini fakir hisseder.
Eskiden mahallenizde sizden daha zengin bir komşunuz vardı.
Şimdi dünyanın tamamı cebinizde.
Instagram'da bir genç Dubai'de.
Bir başkası yeni otomobilinde.
Bir başkası iPhone'unu gösteriyor.
Bir başkası lüks restoranın masasında.
Bir başkası yeni evini paylaşıyor.
Bir başkası tatilde.
Ve insan, kendi evinin salonunda otururken dünyanın en zengin insanlarının hayatını birkaç saniyede izleyebiliyor.
Sonra kendi hayatına bakıyor.
Aradaki mesafe bazen kilometre değil.
Bir ekran.
Ve o ekran, insanın kendisiyle kavga etmesine neden olabiliyor.
İşte tüketim kültürünün en tehlikeli tarafı bu.
Bize sürekli "daha fazlasına sahip ol" deniliyor.
Ama "daha fazlasını nasıl karşılayacaksın?" sorusunun cevabı çoğu zaman verilmiyor.
Kredi kartı var.
Taksit var.
Kredi var.
Erteleme var.
"Şimdi al, sonra öde" var.
Fakat hayatın en acı faturası geldiğinde onu erteleme seçeneği yok.