İstiklal Caddesi'nin akşamüstü kalabalığından sıyrılıp dar, tonozlu bir kapıdan içeri süzülenler, birden başka bir zamana adım atar. İstiklal Caddesi'nden, yakın zamana kadar iki tarafında tuhafiyeci dükkânlarının bulunduğu üstü tonozlu dar bir koridordan girilen bu geçidin adı Hazzopulo Pasajı'dır — ama sokağın hafızasında Hacopulo, Han Geçidi ya da Danışman Geçidi olarak da yaşar. Koridorun ucunda açık gökyüzüne bakan bir avlu belirir; 155 yıldır orada, caddenin telaşına sırtını dönmüş hâlde durur.
Hikâye 1850'li yıllarda başlar. İnşaatı o yıllarda başlayan pasaj, 15 Nisan 1871'de büyük bir törenle kapılarını açar. Pasajı kimin yaptırdığı sorusu ise bugün hâlâ tam olarak cevaplanamamıştır...
İSMİN ÖYKÜSÜ KENDİSİ GİBİ BİR SIR PEKİ YA ANLAMI?
Adının kendisi de küçük bir hikâye taşır aslında. Yunancada "Hacı" unvanının karşılığı olan "Hatzi", bir zamanlar Kudüs'e hac ziyareti yapmış ve bu yüzden toplumda saygın bir yer edinmiş kişilere verilirdi — tıpkı Müslüman toplumundaki "hacı" unvanının köküne kaynaklık eden Arapça "hac" kelimesiyle aynı damardan gelir. Soyadların sonuna eklenen "-pulos" ise Yunancada "oğlu" anlamına gelir. İkisi yan yana geldiğinde ortaya çıkan Hazzopulo ya da bugünkü Yunanca yazımıyla Hatzopoulos, kabaca "hacının oğlu" demektir; pasajı yaptıran ailenin bir zamanlar Kudüs yolunda çıktığı saygın bir hac yolculuğunu, nesilden nesile soyadına dönüşerek bugüne taşımış olabileceğini fısıldar.
Belki de yapının kendisi kadar adı da gizemini korumak istemiştir. Kimi kaynağa göre bina, dönemin zengin Rum tüccarlarından M. Hacopulo'nun eseridir; kimine göre ise banker ve eski Adalar Belediye Başkanı Kiriakos Ioannis Hatzopoulos'un ya da Galatalı banker Yorgo Zarifi Hacopulo'nun. Kayıtlarda farklı isimler geçse de, geriye kalan tek kesin şey, pasajın adını bu adamlardan birinden aldığıdır.
Avluya girildiğinde mimarinin de iki yüzü olduğu fark edilir: İstiklal Caddesi'ne bakan dar cephe neoklasik bir ciddiyet taşırken, avluyu saran yapılar neo-Rönesans süslemelerle nefes alır. Ayaklar, yüzyıllardır aynı taşların üzerinde durur...
Avlunun zemini, Çatalca'ya bağlı eski bir Rum köyü olan Yalıköy'den getirtilen ve "Podima" adı verilen taşlarla döşenmiştir. Pasajın üç kapısı vardır: Biri İstiklal'e, biri Meşrutiyet Caddesi'yle Galatasaray Meydanı'na, bir yan geçit ise sessizce Panaya İsodyon Kilisesi'nin avlusuna açılır.
Ama Hazzopulo'yu asıl efsaneleştiren, duvarlarının arasında saklı kalan bir matbaanın hikâyesidir. Pasajın dükkânlarından birinde, Ahmet Mithat Efendi'nin makineleri gece gündüz çalışır; Namık Kemal'in kaleme aldığı İbret Gazetesi buradan çıkar. Bu baskı faaliyeti ikisinin başını derde sokar, Mithat Efendi ile Namık Kemal bu pasajda tutuklanır. O günden sonra Hazzopulo, gizli buluşmaların adresi olur...
Jön Türkler, İstanbul'un kalabalığına karışıp gözden kaybolmak istediklerinde bu avluyu seçer. Şair Ahmet Haşim buraya uğramayı alışkanlık hâline getirir, Recaizade Mahmut Ekrem ise eserlerinde pasajın esnafından söz eder. Bir dönem, avlunun üst katında açılan bir müzik mağazasından piyano ve keman sesleri cadde boyunca yayılır; Beyoğlu'nun kültür hayatı bir süre bu köşede nabız tutar.
Adı da, kaderi gibi, zamanın rüzgârına göre değişir. 1955'in 6-7 Eylül olayları, pasajın da parçası olduğu çok kültürlü Pera dokusunu derinden sarsar; Rum, Ermeni ve Yahudi esnafın azalmasıyla mekân eski canlılığından bir şey kaybeder. Aradan yıllar geçer, 12 Eylül darbesinin ardından atanan belediye başkanı "Hazzopulo" ismini sakıncalı bulur ve tabelayı indirtir — pasaj önce Danışman Geçidi, sonra Han Geçidi olarak anılmaya başlar. Ama İstanbullunun dilinde eski isim hiç ölmez.
MİRASÇISI İTALYAN,YÖNETİMİ KAYYUM
Bina, tarihinin izlerini taşlarında da saklar: beş katlı pasaj bugüne kadar iki büyük yangın atlatmış, iki kez restore edilmiştir. Mülkiyeti ise uzun yıllar mahkemelerin gölgesinde kalır. Yıllarca süren davaların ardından İtalya'dan çıkan bir mirasçı 2003'te altı yıllık bir dava sonucunda pasajın mülkiyetini kazanır, ama karar Yargıtay'da bozulur ve yeniden bir kayyum atanır. O günden bu yana — tam 16 yıldır — Hazzopulo'nun kaderine bir kayyum karar verir.
Bugün avluya girildiğinde tarih artık sessiz bir figüran gibidir; sahneyi çay bardaklarının şıngırtısı ve kafe sandalyeleri kaplamıştır. Pasajın en çok kullanılan girişi artık Galatasaray Meydanı'na açılır, avlunun büyük kısmı kafelerin masa ve sandalyeleriyle örtülüdür. Çantacılar, takıcılar, kitapçılar ve bir restoran-şarap eviyle birlikte yaklaşık 40 dükkân hâlâ ayaktadır.
Ama yukarı bakıldığında manzara değişir: üst katlar viranedir, zamanın onlara dokunmasına kimse engel olamamıştır. 2024 sonunda bir dönem polis tarafından kapatılan giriş, ardından kayyuma devredilince dükkânların geleceği yeniden belirsizleşmiştir.
Yine de Hazzopulo, İstanbul'un unutkanlığına en uzun direnen köşelerden biridir. Gençliğin ilgisi Beşiktaş'a, Kadıköy'e, Karaköy'e kayarken, bu avlu hâlâ kitapçılarını ve çay ocaklarını koruyarak orada durur...
Namık Kemal'in tutuklandığı, Jön Türklerin fısıldaştığı, bir zamanlar piyano seslerinin yankılandığı o aynı taşların üzerinde.
YENİÇAĞ ÖZEL-İSTANBUL'UN SAKLI TARİHİ