Türk güvenlik kuvvetleri; “askeri ve polisi” Türk bayrağı dışında hiç bir nöbet tutamazlar.

Gazetelerde görmüşsünüzdür, Fatih Sultan Mehmet köprüsüne asılan Amed spor takım bayrağı (play-of elemesi ile gelen bir takım), şampiyonluklar için boğaza asılan takım bayrakları gibi asılması ve bayrak etrafında güvenlik kuvvetlerine nöbet tutturulması akıl tutulmasıdır.

Türk milletin bir bayrağı vardır.

Bir de Türk milletinin bayrağının yerine ikame edilmeye çalışılan semboller!

Türkiye son yıllarda tam da bu ayrımın bulanıklaştırıldığı bir dönemi yaşamaktadır.

Bir yanda Türk bayrağı altında şehit olmuş on binlerce evladın hatırası dururken, diğer yanda bu milletin hafızasını zorlayan, toplumun önemli bir kesiminde rahatsızlık oluşturan semboller adım adım meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır.

Daha düne kadar “terörle mücadele” başlığı altında konuşulan birçok konu bugün normalleştirme ambalajıyla kamuoyunun önüne getirilmektedir.

İnsan ister istemez soruyor; Türkiye gerçekten nereye götürülmek isteniyor?

Daha da önemlisi, bu dönüşümün taşıyıcılığını kimler yapıyor?

***

Fatih Sultan Mehmet Han…

İstanbul’u fethederek bir çağı kapatıp yeni bir çağ açan büyük hükümdar…

Onun adını taşıyan köprü bugün sadece iki kıtayı birbirine bağlayan bir yapı değildir. O köprü Türk tarihinin, devlet aklının ve fetih ruhunun sembolüdür.

İşte tam da bu nedenle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne asılan her sembol yalnızca bir bez parçası değildir; aynı zamanda siyasi bir mesajdır.

Asıl tartışılması gereken ise sembolün kendisinden önce devletin bu mesele karşısındaki tavrıdır.

Türk polisi…

Bu devletin polisi…

Şehit cenazelerinde omuz verdiğimiz, depremde enkaz başında gördüğümüz, kamu düzeninin teminatı olan polis…

Türk polisinin görevi tartışmalı sembollere nöbet tutmak mıdır? Hangi takım bayrağının korunması görevini bu güne kadar Türk polisi yapmıştır?

Devletin üniforması herhangi bir siyasi veya toplumsal tartışmanın dekoru hâline getirilebilir mi?

Vatandaşın vergisiyle maaş alan güvenlik güçleri, toplumun geniş kesimlerinde itiraz konusu olan görüntülerin koruyucusu konumuna düşürülmeli midir?

İşte insanların öfkelendiği nokta burasıdır.

Çünkü mesele bir spor kulübü meselesi olmaktan çoktan çıkmıştır.

Mesele devletin hangi sembollere ne ölçüde anlam yüklediği ve vatandaşın gözünde nasıl bir görüntü verdiğidir.

Devletin gücü, milletin ortak değerlerini korumak için vardır.

Devletin itibarı, tartışmalı alanlarda devletin tarafını karıştırmadığında güçlenir.

Fatih’in köprüsünde verilen görüntü ise toplumun önemli bir bölümüne şu soruyu sordurmuştur; “Türk devleti neyi koruyor, kimi temsil ediyor ve hangi tarihi hafızanın yanında duruyor?”

İşte bu sorular cevapsız bırakıldıkça tartışmalar büyüyecektir.

Çünkü milletler yalnızca ekonomiyle ayakta kalmaz.

Milletler hafızalarıyla yaşar.

Hafızasını kaybeden toplumlar önce yönünü, sonra iradesini, en sonunda da geleceğini kaybeder.

Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni semboller üretmek değildir.

İhtiyaç duyulan şey; Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Sakarya’dan Cumhuriyet’e uzanan ortak milli hafızaya yeniden sahip çıkmaktır.

Fatih Sultan Mehmet Han’ın köprüsüne bakarken fetih ruhunu hatırlamayanlar, yarın o köprünün neden Fatih’in adını taşıdığını da unuturlar.

***

Türkiye’nin derinleşen sorunlarına karşı teşhis koyan, çözüm önerileri sunan ve millete umut veren bir siyaset anlayışıyla İYİ Partiyi hızla toparlayıp, önemli bir umuda taşıyan İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun çağrısına kulak vermeliyiz.

“Bayrak Açıyorum” diyerek milletimizi ortak bir geleceğe davet eden İYİ Parti Lideri Sayın Müsavat Dervişoğlu; 27 Haziran cumartesi günü saat 18.00’de Ankara Tandoğan Meydanı’nda partili-partisiz herkesi buluşmaya çağırıyor.

Bu çağrı bir partinin değil, Türkiye’nin geleceğine sahip çıkma çağrısıdır.

Kimliğimize, görüşümüze ve parti aidiyetimize bakmadan; milletimizin sorunlarına çözüm aramak, ortak geleceğimize sahip çıkmak için Tandoğan Meydanı’nda buluşalım.

Bayrak Açıyorum!
27 Haziran
18.00
Tandoğan Meydanı / Ankara