Hacı Bektaş Veli'nin adını taşıyan bir törende yaşananlar, Türkiye'nin son dönemde üzerinde en fazla konuştuğu “barış ve kardeşlik” meselesini yeniden düşünmek için önemli bir fırsat sundu.

Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri'nde sahneye çıkan Sabahat Akkiraz'ın ardından yaşananlar, sıradan bir protokol tartışması olmaktan çıktı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları'nın Akkiraz sahnedeyken protokoldeki yerinden ayrılması ve sanatçının sahneden inmesinin ardından yeniden yerine dönmesi kamuoyunda geniş yankı buldu.

Akkiraz da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada sahne saatinin “malum nedenden” dolayı erkene alındığını belirterek, “Benim deyişlerim herkese nasip olmaz” ifadelerini kullandı.

Ardından sosyal medyada sanatçıya yönelik ağır eleştiriler ve hakaretler geldi.

Burada bir an durmak gerekiyor.

Çünkü mesele artık Sabahat Akkiraz'ın hangi siyasi görüşü savunduğundan daha büyük bir mesele haline geliyor.

Barış ve kardeşlik adına yürütülen bir süreç, kendisiyle aynı düşünmeyen insanlara ne kadar tahammül edebiliyor?

Asıl soru budur.

Akkiraz'ın suçu farklı düşünmek mi?

Sabahat Akkiraz'ın bugün yürütülen “Terörsüz Türkiye” ya da barış sürecine yönelik eleştirileri yeni değil. Akkiraz yıllardır bu konularda kendi siyasi değerlendirmelerini yapan, zaman zaman oldukça sert ifadeler kullanan bir sanatçı.

2009'daki Kürt açılımı tartışmalarında da sürece mesafeli ifadeler kullanmıştı.

Dolayısıyla bugün ortaya çıkan Akkiraz, dün başka bir siyasi çizgide olup bugün değişmiş biri değil. Kendi düşüncesi olan, bunu açıklayan ve yıllardır kamuoyu önünde duran bir sanatçıdan söz ediyoruz.

Bu düşünceleri yanlış bulunabilir.

Hatta ağır biçimde eleştirilebilir.

Fakat demokratik toplumların temel ölçüsü tam da burada başlıyor: Bir insanın yanlış olduğunu düşündüğünüz fikrini savunma hakkını kabul edebiliyor musunuz?

Eğer cevap hayırsa, sorun yalnızca Akkiraz'ın siyasi tutumu değildir.

Sorun, demokrasi anlayışımızdır.

Barışın siyasi sahibi olabilir mi?

Türkiye'de son dönemde “barış”, “kardeşlik”, “demokrasi” gibi kavramların belirli siyasi pozisyonlarla fazlasıyla özdeşleştirildiğini görüyoruz.

Oysa barışın demokratik niteliği, ona ilişkin farklı görüşlerin varlığıyla ölçülür.

Bir insan “Bu sürecin yöntemini yanlış buluyorum” diyebilmeli.

Bir Alevi yurttaş, Alevi kimliği üzerinden yürütülen bir siyasetin her söylediğine katılmayabilmeli.

Bir sosyal demokrat, farklı bir çözüm önerebilmeli.

Hatta aynı toplumsal kesim içerisinden iki insan birbirine tamamen zıt siyasi düşüncelere sahip olabilmeli.

Bunların mümkün olmadığı yerde adına “toplumsal mutabakat” dediğimiz şey, toplumun tamamının üzerinde uzlaştığı bir zemin olmaktan çıkar; bir siyasi mutabakatın topluma kabul ettirilmesi çabasına dönüşür.

Hacıbektaş'taki asıl çelişki

Üstelik bütün bunlar herhangi bir siyasi mitingde değil, Hacıbektaş'ta yaşanıyor.

Bu ayrıntı son derece önemli.

Çünkü Hacı Bektaş Veli'nin mirası, farklılıkların düşmanlık sebebi yapılmaması, insanın önce insan olarak görülmesi ve gönül kırmama fikriyle anılıyor.

Daha da önemlisi, Sabahat Akkiraz 2007 yılında Hacıbektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü'ne layık görülmüş bir sanatçı.

Yani bugün tartışmanın merkezine yerleştirilen Akkiraz, aynı Hacıbektaş'ın çatısı altında yıllar önce barışçı kimliği ve Alevi kültürüne katkıları nedeniyle ödüllendirilmişti.

İnsan ister istemez soruyor:

2007'de barışın ve dostluğun sanatçısı olarak ödüllendirilen Sabahat Akkiraz, 2026'da farklı bir siyasi görüş taşıdığı için neden tahammül edilmesi zor bir figüre dönüşüyor?

İşte bu soru, Hacıbektaş'ta yaşananları kişisel bir kırgınlığın çok ötesine taşıyor.

Deyiş kimin?

Akkiraz'ın “Benim deyişlerim herkese nasip olmaz” sözü de bu açıdan yalnızca bir sanatçının öfkeli cevabı olarak görülmemeli.

Çünkü deyiş, Alevi kültüründe yalnızca bir müzik türü değildir.

Bir hafızadır.

Bir inanç aktarımıdır.

Bir kültürel mirastır.

Dolayısıyla Alevi kültürünün en önemli sanatçılarından birinin siyasi görüşü nedeniyle dışlanmış veya değersizleştirilmiş hissetmesi, ayrıca düşünülmesi gereken bir meseledir.

Alevilik adına siyaset yapan hiç kimsenin Alevilerin tamamının aynı siyasi düşünceyi taşıdığını varsaymaması gerekir.

Akkiraz'ın farklı düşünme hakkı da Alevi toplumunun çoğulculuğunun bir parçasıdır.

Eleştirmek başka, hakaret etmek başka

Burada Akkiraz'a yönelik bir eleştiriyi savunmakla, onun bütün siyasi görüşlerini doğru kabul etmek arasındaki farkı da açıkça ortaya koymak gerekiyor.

Akkiraz'ın söylediklerini eleştirebilirsiniz.

Sürece ilişkin değerlendirmelerini yanlış bulabilirsiniz.

Üslubunu sert bulabilirsiniz.

Hatta ona siyasi olarak çok ağır biçimde karşı çıkabilirsiniz.

Ama bütün bunlar hakaret etme hakkı vermez.

Sert bir söze sert cevap vermek demokratik siyasetin parçasıdır; hakaret ise siyasetin değil, tahammülsüzlüğün dilidir.

Asıl endişe verici olan da sosyal medyanın giderek bu dili normalleştirmesidir.

Bugün Akkiraz'a yapılır, yarın başka bir sanatçıya.

Bugün bir Alevi sanatçı siyasi tercihi nedeniyle hedef olur, yarın başka bir toplumsal kesimin temsilcisi.

Barış önce farklı düşünene tahammül etmektir

Sabahat Akkiraz'ı savunmak, onun bütün siyasi fikirlerinin doğru olduğunu söylemek değildir.

Tam tersine, yanlış olduğunu düşündüğümüz fikirleri söyleme hakkını savunmaktır.

Çünkü barış yalnızca silahların susması değildir.

Barış, aynı zamanda insanların birbirinin yüzüne bakarak:

“Ben senin gibi düşünmüyorum.”

diyebilmesidir.

Hacı Bektaş Veli'nin huzurunda asıl sınav da belki tam olarak budur.

Eğer barış yalnızca bizim istediğimiz barışsa, kardeşlik yalnızca bizimle aynı siyasi düşüncede olanlarla kuruluyorsa, farklı düşünenler susturuluyor veya hakarete uğruyorsa, ortada henüz gerçek anlamda bir toplumsal mutabakattan söz edemeyiz.

Sabahat Akkiraz meselesi bu nedenle bir sanatçıya sahip çıkma meselesinden daha büyük.

Mesele, farklı düşünebilme hakkına sahip çıkmak.

Ve belki de Hacı Bektaş'ın mirasına bugün verilebilecek en anlamlı selam, tam da budur: Aynı türküyü söylemeyene de gönül kapısını kapatmamak.