İnsanların sana nasıl yaklaşacağını belirleyen temel unsur senin kendine biçtiğin değerdir. Aynaya baktığında kimi görüyorsan, dışarıya yansıttığın portre tam olarak odur.

Kendi değerinin farkına varmadığın zaman çevrendekilerin sana saygı duymasını beklemek hayal kırıklığından öteye gitmez.

Kendi içindeki tacı takmayı reddedersen kimse gelip o tacı senin başına zorla yerleştirmez.

Ağırlığını kaybeden bir kral

Tarih sayfaları kendi ağırlığını taşıyamayan liderlerin hazin sonlarıyla doludur. Fransız Kralı Louis-Philippe'in yaşadıkları bahsettiğim tabloya kusursuz bir örnektir.

Tahta çıktığında etrafına yayması gereken o güçlü vakur havayı bir kenara bırakıp sokaklarda gri şemsiyesiyle dolaşmayı tercih etti. Çevresindekilere onlardan biriymiş izlenimi vermek niyetindeydi.

Samimi görünmek, halkla kaynaşmak istiyordu belki. Sonuç beklediğinden çok farklı gelişti. Kendi makamının ağırlığını yerle bir eden tavırları yavaş yavaş otoritesini eritti.

Aristokratlar onu ciddiye almayı bıraktılar. Yoksul halk onda beklediği güçlü figürü göremedi.

Dost meclislerinde ağırladığı eşitmiş gibi davrandığı zengin bankerler bile zamanla onu küçümsemeye başladılar.

Bir bankerin herkesin önünde kralı azarlaması kaybedilen itibarın en acı faturasıdır. Kralın kendi elleriyle yıktığı o görünmez duvar ona yöneltilen tüm saygıyı beraberinde götürdü.

Günlük hayattaki krallığımız

Hayatın içinde hepimizin konumu krallarınkinden pek farksız sayılmaz. Kendine olan inancını, duruşunu, sınırlarını tamamen sen çizersin.

Mütevazı olmak erdemdir, kendini değersizleştirmek ise koskoca bir hata. İnsanlara karşı elbette alçakgönüllü davranabilirsin.

Gücünün farkında olmak, gerektiğinde ağırlığını hissettirmek, içindeki asaleti çevrene yansıtmak zorundasın.

Aksi takdirde hayat sahnesinde senin için ayrılan o tahttan indirilip, kalabalığın arasında kaybolman kesinleşir.