PKK terör örgütünün 1984’de Türkiye’yi bölmek amacıyla başlattığı isyan girişimi karşısında Atatürk olsa ne yapardı?

Terörle mücadele çerçeve yasası mı çıkarırdı, yoksa başka türlü mü hareket ederdi?

Bu sorunun yanıtı, Atatürk’ün isyan girişimlerinde nasıl davrandığına bakılarak kolayca bulunabilir.

Ağırlıklı olarak Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu kaynaklarından yararlanarak o isyanlardan bazılarını hatırlatayım:

-NASTURİ İSYANI (7-28 Eylül 1924):

Hakkâri ve Musul’da yaşayan Hıristiyan mezhebi mensubu Nasturiler, İngilizlerin kışkırtmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı isyan başlattı.

Amaçları Hakkâri ve Musul’u içine alan bağımsız bir devlet kurmaktı. Hakkâri Valisi esir alındı, il jandarma komutanı ve 3 jandarma eri şehit edildi.

İngilizler de Nasturileri desteklemek amacıyla hava saldırısı düzenledi. Bu saldırıda 1 subayımız ile 14 erimiz şehit oldu.

Türk askeri birliklerinin karşı saldırıya geçmesi üzerine bölgedeki Nasturiler Irak’a kaçmak zorunda kaldı.

-ŞEYH SAİT İSYANI (13 Şubat-15 Nisan 1925):

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin merkeziyetçi ve laik bir anlayışla yapılanması ve hilafetin kaldırılması bazı çevreleri çok rahatsız etti.

Bunlar arasında yer alan Nakşibendi Tarikatı Şeyhi Sait öncülüğünde bir isyan başlatıldı.

Bu isyanın arkasında da İngilizler vardı.

İsyancılar Diyarbakır-Genç’te vali ve diğer bazı resmi görevlileri etkisiz hale getirdi, halkı din adına isyana katılmaya çağırdı.

Kısa sürede çok geniş bir alana yayılan isyan, ordunun müdahalesi ile bastırıldı.

İsyanın lideri Şeyh Sait, 46 arkadaşıyla birlikte Diyarbakır’da idam edildi.

-ŞEMDİNLİ İSYANI (25 Haziran 1925-Haziran 1926):

Şeyh Sait isyanı sonrası idam edilenler arasında Seyit Abdülkadir de vardı.

Bu idamın ardından oğlu Abdullah babasının intikamını almak için harekete geçti. Kurduğu yasa dışı örgütle 25 Haziran 1925’de 6 subayımızı şehit etti.

Bu olay üzerine ordumuz o örgütün üzerine kararlılıkla gitti.

Düzenlenen operasyonlarla örgüt mensupları etkisiz hale getirildi.

-HAKKÂRİ İSYANI (6 Ekim 1926-Mart 1927):

Şeyh Enver, bölgedeki kimi aşiretlerin katılımıyla isyan başlattı.

Devlet daireleri yağmalandı, karakollar basıldı.

İsyan, Şubat 1927’de başlayan kapsamlı bir operasyonla bastırıldı.

İsyancıların bir kısmı yakalanırken bir kısmı komşu ülkelere kaçtı.

-AĞRI İSYANI (1926-1930):

İsyan, Sevr Antlaşması’nın Türkiye topraklarında bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını öngören maddesini gerekçe gösterenler tarafından başlatıldı.

Arkalarına İngiltere ve Fransa’yı alan isyancılar Ermenilerle de işbirliğine girdi.

1927-1930 yılları arasında düzenlenen çeşitli operasyonlarla isyancılar etkisiz hale getirildi.

-MENEMEN İSYANI (23 Aralık 1930) :

Manisa’da başlayan ve Menemen’de son bulan irticai bir isyan hareketiydi.

İsyancılar tekbir getirerek Menemen’de dolaşmaya başladı.

Derviş Mehmet, “Şeriat ilan ediyorum” dedi.

İsyanı bastırmak için Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay komutasında bir müfreze harekete geçti.

Kubilay, isyancılara silahlarını bırakarak dağılmaları çağrısı yaptı.

Derviş Mehmet ateş ederek Kubilay’ı öldürdü.

Daha sonra şehit asteğmenin başı kesildi ve bayrak direğine asıldı.

Bölgeye destek güçlerin sevk edilmesinin ardından Derviş Mehmet ve bazı isyancılar öldürüldü.

Yargılanan isyancılardan 28’i idam edildi. Diğerleri çeşitli cezalara çarptırıldı.

-DERSİM (TUNCELİ) İSYANI: (20 Mart 1937-Aralık 1938) :

Bazı aşiretlerin Seyit Rıza liderliğinde başlattığı isyandı.

İsyanın bastırılması çok kanlı oldu. Çeşitli kaynaklara göre binlerce kişi hayatını kaybetti. Binlerce kişi de göç etmek zorunda kaldı.

Yapılan yargılamalar sonunda isyanın lideri Seyit Rıza ile birlikte 6 kişi idam edildi.

Bu isyanın bastırılış yöntemindeki sertlik nedeniyle üzerindeki tartışmalar günümüze kadar sürdü.

++++++++++

AKLA TAKILAN 5 SORU

Meclis’te kabul edilen terörle ilgili çerçeve yasa akla şu soruları getiriyor:

1- Yasanın yürürlüğe girmesi için terör örgütünün silahlarını bıraktığının MİT tarafından tespit edilmesi gerekiyor.

Böyle bir tespit yapılsa bile bu terör örgütünün yeniden silahlanmayacağının garantisi olamaz.

Terör örgütüne, bir devlet ya da yasadışı bir örgüt tarafından birkaç tır veya nakliye uçağı dolusu silah gönderilmeyeceğinin ve onların eskisinden daha güçlü şekilde silahlanmayacağının kesin güvencesi nedir?

2- Binlerce terör örgütü mensubunun yurt dışından Türkiye’ye gelmesi ile cezaevlerindeki terör suçlusu mahkûmların önemli bir kısmının tahliye edilmesi de yasanın yürürlüğü girmesiyle imkân dâhilinde olacak.

Bu teröristler kendi hallerine bırakılırsa ellerinden başka bir iş gelmeyeceği için yeniden yasadışı işlere bulaşmaz mı? Buna karşı bir çare düşünüldü mü?

3- Komşu ülkelerdeki teröristlerin bir kısmı mağaralarda yaşıyor. Bir kısmı ise evlerinde kalıyor. Evli ve çocuk sahibi olanlar da var.

Yasa yürürlüğe girince, teröristler ailelerini de Türkiye’ye getirmek isteyecek.

Onların Türkiye’de yerleşmeleri için bir bölge ya da şehir düşünüldü mü yoksa diledikleri yere gitmeleri mümkün mü olacak?

4- Silah bırakıp kendisini feshettiğini açıklasa bile terör örgütünün hedefinde önce özerklik, ardından federasyon ve nihayetinde Türkiye’yi bölüp bağımsız devlet kurmak olduğunun akıllardan hiç çıkarılmaması ve buna göre çok dikkatli davranılması gerekmez mi?

5- Tarih bize gösteriyor ki, silahlı mücadele terör örgütlerini etkisiz hale getirmek için en doğru ve güvenli yoldur. Bu gerçek neden dikkate alınmıyor?