Türkiye’de uzun zamandır gelir adaleti, alım gücü ve refah dağılımı tartışmalarının merkezinde yer alan bir konu varsa, o da asgari ücrettir. 2025 yılının ilk yarısı geride kalırken, sabit gelirli milyonlar için asgari ücretin yeniden belirlenmesi artık yalnızca bir beklenti değil, ekonomik ve sosyal bir zorunluluk halini almıştır. Mevcut koşullarda uygulanan 22.105 TL’lik net asgari ücret, hem çalışanların temel yaşam maliyetlerini karşılamaya yetmemekte, hem de ülkenin enflasyon gerçekleriyle bağdaşmamaktadır.
Açlık sınırı ve refah payı üzerinden hesap
Öncelikle asgari ücretin mantıksal çerçevesini yeniden hatırlatmakta fayda var. Asgari ücret, bir çalışanın en temel yaşam giderlerini karşılayabileceği düzeyde olmalı; sadece hayatta kalmayı değil, insanca yaşamayı da mümkün kılmalıdır. Bu noktada açlık sınırının altındaki bir asgari ücret, ne ekonomik gerçeklerle ne de toplumsal vicdanla bağdaşabilir.
* Türk-İş’in Mayıs 2025 verilerine göre açlık sınırı 26.092 TL. Eğer bu tutarın üstüne %10’luk makul bir refah payı eklenirse, olması gereken net asgari ücret yaklaşık 28.700 TL seviyesine ulaşmaktadır.
* Benzer biçimde Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu‘nun açıkladığı 26.452 TL’lik açlık sınırı üzerinden aynı şekilde hesaplama yapıldığında, ortaya çıkan rakam 29.100 TL’yi bulmaktadır.
Bu iki farklı kaynaktan hareketle yapılacak refah odaklı bir hesaplama, bize gösteriyor ki, 2025 Temmuz itibarıyla uygulanacak asgari ücret en az 29 bin TL düzeyine çıkartılmalıdır. Bu hesaplamalar, sadece bir öneri değil; doğrudan halkın mutfağına, marketine, faturalarına dayanan somut verilerdir.
Enflasyon bazlı güncelleme: TÜİK ve ENAG senaryoları
Asgari ücretin yeniden belirlenmesinde dikkate alınması gereken bir diğer temel unsur da, gerçekleşen ve beklenen enflasyon oranlarıdır. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verileri tartışmalı olmakla birlikte, resmi kurum olarak uygulamada belirleyici rol oynamaktadır.
TÜİK’in yıllık enflasyon tahminleri ve orta vadeli hedefleri dikkate alındığında, mevcut asgari ücrete yapılacak %40’lık bir artış 22.105 × 1.40 = 30.947 TL seviyesine denk düşmektedir. Bu rakam, mevcut ekonomik programın “iyimser” senaryosuna göre belirlenmiş, ama yine de açlık sınırının biraz üzerinde kalabilen bir değerdir.
Öte yandan, ENAG gibi bağımsız araştırma gruplarının verileri çok daha gerçekçi bir tablo ortaya koymaktadır. ENAG’ın %80 seviyelerine yaklaşan yıllık enflasyon tahmini baz alınarak yapılan bir artış, 22.105 × 1.80 = 39.789 TL gibi oldukça yüksek ama mevcut geçim zorlukları düşünüldüğünde makul bir değere ulaşmaktadır. Bu senaryo, sabit gelirlilerin enflasyon karşısında ezilmemesi için en güçlü koruma kalkanı niteliğindedir.
Temmuz 2025 İçin Gerekli Eşik: 29.000 – 30.000 TL Bandı
Yukarıdaki tüm hesaplamaları ve temel ekonomik göstergeleri bir araya getirdiğimizde, önümüzde net bir tablo beliriyor: Temmuz 2025’te net asgari ücret, en az 29.000 ila 30.000 TL aralığına yükseltilmelidir. Bu artış oranı, ne popülisttir ne de hayalci. Aksine, hem açlık sınırı hem de enflasyon karşısında çalışanları korumayı amaçlayan ölçülü ve gerçekçi bir güncelleme önerisidir.
Eğer bu adım atılmazsa ne olur?
• Halkın büyük bölümü, reel olarak daha da yoksullaşır.
• Tüketim daralır, iç talep düşer, ekonomi durgunlaşır.
• Gelir dağılımı daha da bozulur, kayıt dışılık ve sosyal güvensizlik artar.
Oysa yapılacak makul bir güncelleme, sadece çalışanı değil, aynı zamanda üreticiyi, esnafı ve hatta devleti bile rahatlatır. Çünkü alım gücünün korunması, ekonomik canlılığın da ön koşuludur.
Asgari ücret, yalnızca bir ekonomik gösterge değildir. Aynı zamanda toplumun en zayıf kesimine dair vicdani ve ahlaki bir sınavdır. Bugün bu sınavdan geçmenin yolu, rakamlarla oynamak değil, gerçeklerle yüzleşmektir.
İnsan onuruna yaraşır bir hayat, açlık sınırının altındaki maaşlarla mümkün değildir. Bu nedenle Temmuz 2025’te yapılacak asgari ücret artışı, gecikmeden, eksiltmeden ve gerçeklere uygun biçimde hayata geçirilmelidir. Çünkü bu güncelleme, sadece ücret değil; adaletin, sosyal barışın ve ekonomik direncin ta kendisidir.