Reklam dünyasının iki ana damarı vardır. Bir yanda fiyat indirimiyle aciliyet hissi yaratarak anlık reaksiyon ve kısa vadeli kazanç bekleyen satış odaklı kampanyalar yer alır.

Diğer yanda markanın ruhunu zihinlere kazıyarak kalıcı güven ve uzun soluklu hatırda kalma hedeflenen imaj odaklı işler bulunur.

İnsanlar tanıdığı ve aşina olduğu isme güvenirler. Sözü edilen güveni inşa etmek için kesintisiz bir iletişim şarttır.

Hafıza nankördür çabuk unutur. İletişimi kesen markalar rakiplerinin gerisinde toz yutmaya mahkûmdur.

Herkesin uzman olduğu tek alan

Şirketler milyonlarca dolar bütçe ayırıyor harika ürünler tasarlıyorlar.

Yine de çarklar bir türlü dönmüyor. İşler istenen noktaya gelmiyor. Sebebi bilgi sahibi olmayan herkesin her işe karışması…

Büyük bir kalp ameliyatı hayal edin.

Cerrah, hastanın göğsünü açmış, operasyona başlamak üzere.

Hayati bir an.

Tam o esnada kapı açılıyor ve tıpla uzaktan yakından ilgisi olmayan biri içeri giriyor. Neşteri nerede kullanacağına dair talimatlar yağdırıyor.

Tıp dünyasında etrafınıza baksanız böyle absürt bir tabloyu hayal dahi edemezsiniz. Cerrahlar bilimin ışığında işini yapar, kimseyi işine karıştırmaz.

Lakin konu pazarlama dünyasına geldiğinde sokağa çıksanız herkesin aniden ordinaryüs profesör kesildiğini görürsünüz.

İşin matematiğini hiç bilmeyen, kulaktan dolma üç beş kelimeyle uzmanlık taslayanlar hemen devreye girer.

Hedef kitlenin yapısını sorsanız tek kelime cevap veremezler. Bilgisizlik, muazzam bir cesareti de beraberinde getirir.

Parayı veren düdüğü çalar yanılgısı

Parayı ödeyen kişi, düdüğü en doğru şekilde çalacağına inanır. Parayı masaya koyduğu an, en iyi reklam stratejisine dönüştüğünü zanneder.

Afişteki logonun büyüklüğünden kullanılacak cümlenin uzunluğuna, seçilecek oyuncunun tarzına kadar alınması gereken bütün profesyonel kararlar uzmanların tavsiyesiyle yürümesi gerekirken patronun kişisel zevklerine kurban gider.

Sonuç mu? Marka ameliyat masasında can verir.

Peki doktorlar hasta kaybedince sorumlu tutulurken, ajanslar neden hep kenara çekilir?

Reklamcılar patronun her dediğine boyun eğer. Sorumluluğu kendi üzerlerinden atıp ihaleyi doğrudan müşterinin kucağına bırakırlar. Hasta masada kalır kimse cerraha hesap soramaz.

Bütün hataları bizzat parayı veren yapmıştır çünkü.

Günün sonunda milyon dolarlar havaya uçar. Başarısızlık tablosuna bakıp neden çuvalladıklarını düşünürler.

Her şey ortada. İşi ehline teslim etmeyen, bildiğini okuyan ve markasını kendi elleriyle boğan şirketlerin sonu hep aynı hüsranla bitiyor.

Ektiklerini biçiyorlar. Hak ettiklerini yaşıyorlar.