Güvenlik uzmanı Abdullah Ağar, sosyal medya paylaşımında İran ile ABD ve İsrail arasındaki ateşkesi değerlendirerek, sürecin barış değil yeni bir stratejik evre olduğunu vurguladı.

“ATEŞKES KONTROL KAYBI ÖNCESİ DURUŞTUR”

Ağar, ateşkesin savaşın sona erdiği anlamına gelmediğini belirterek, “Ateşkes, savaşın bittiği değil kontrol edilemez hale gelmeden önce durdurulduğu andır” ifadelerini kullandı. Tarafların bu süreçte aynı anda “ben kazandım” söylemini öne çıkardığını kaydeden Ağar, ateşkes metinlerinden çok sonrasındaki adımların belirleyici olduğunu dile getirdi.

Klasik ateşkes anlayışına değinen Ağar, bu sürecin çoğu zaman yeni bir savaş evresinin başlangıcı olduğunu belirterek, “Ateşkes, silahların susması değil; amaçların, yığınağın ve stratejilerin yeniden konumlanmasıdır” dedi. Bu dönemin taraflar için zaman kazanma, yeniden silahlanma ve zayıf noktaları giderme süreci olduğuna dikkat çekti.

“GÖRÜNMEYEN SAVAŞ BAŞLAR”

Ağar, ateşkesle birlikte çatışmanın biçim değiştirdiğini vurgulayarak, “Ateşkesle savaş bitmez, sadece görünmez hale gelir ve daha tehlikeli bir forma evrilir” değerlendirmesinde bulundu. Bu süreçte bilgi, medya, diplomasi ve istihbarat alanlarında mücadelenin yoğunlaştığını ifade etti.

Paylaşımında, zorunlu ve geçici ateşkeslerin en riskli tür olduğuna işaret eden Ağar, “Kalıcı barış aramaz, taraflar barış istemez ama savaş kontrol sınırına çarpar” dedi. Bu tür süreçlerin daha büyük çatışmaların habercisi olabileceğini belirtti.

İRAN-ABD HATTINDA “KONTROLLÜ DONMA”

İran ile ABD arasındaki ateşkesi “kontrollü donma” olarak nitelendiren Ağar, bunun kalıcı barışa işaret etmediğini ifade etti. “Savaş durmaz, sadece görünmez hale gelir” diyen Ağar, vekil güçlerin, siber saldırıların ve ekonomik baskıların süreceğini söyledi.

Ağar, mevcut tabloda tarafların savaşı sona erdirmekten çok, zamanını ve şeklini yönetmeye çalıştığını belirterek, “Ortada savaşı bitirmek isteyen bir taraf yok” ifadelerini kullandı. Çatışmanın yalnızca coğrafi değil, ideolojik ve jeopolitik boyutlar taşıdığına dikkat çekti.

“BÜYÜK FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK”

Sürecin en tehlikeli yönünün “sahte stabilite” algısı olduğunu vurgulayan Ağar, mevcut durumu “büyük fırtına öncesi sessizlik” olarak tanımladı.

Ağar, bu gelişmelerin Türkiye açısından rehavet değil dikkat gerektirdiğini belirterek, “Bu ortam risklerin azalmasına değil, belirsizliğin artmasına işaret ediyor” değerlendirmesinde bulundu.

Tüm risklere rağmen umut ihtimaline de dikkat çeken Ağar, “Savaşın ürettiği risk o kadar büyük ki bu risk bir savaşı değil bin savaşı durdurabilecek potansiyele sahip” ifadelerini kullandı.