Magna Carta Libertatum, İngilizlerin Kral John tarafından 1215 yılında imzalanan toplumsal sözleşmesi: Kral 1215’de Runny çayırlığında "Magna Carta’yı imzaladı. Üzerinde değişiklik yapıldıktan sonra belli bir sayıda basılarak din adamları ve soylu ailelere örnekleri emanet edildi.

İlk başlarda verilen bu haklardan din adamları ve asiller faydalandıysa da zamanla tüm vatandaşlar bu hak ve özgürlüklerden faydalanmaya başladı.

Her tahta çıkan kral bu anlaşmayı onaylamak zorunda kaldı ve V.Henry’in ölümüne kadar toplamda 44 kez onaylandı.

Demokrasiye uzanan bu anlaşma birçok ülke tarafından benimsendi. Başta ABD olmak üzere, birçok ülke bu antlaşmanın maddelerinden esinlendi.

Magna Carta Libertatum 63 maddeden oluşmuştur.

En önemli üç maddesi:

1) Hiçbir özgür insan yürürlükteki yasalara başvurmaksızın, tutuklanamaz, hapsedilemez, mülkü elinden alınamaz, sürülemez ya da yok edilemez.

2) Adalet satılamaz, geciktirilemez, hiçbir özgür yurttaş adaletten yoksun bırakılamaz.

3) Yasalar dışında hiçbir vergi, yüksek rütbeli kilise adamları ile baronlardan oluşan bir kurula danışmadan haciz yoluyla veya zor kullanarak toplanamaz.

Magna Carta Libertatum 63 maddeden oluşmuştur ve birçok önemli maddesi vardır. Fakat 39. Madde'nin önemi farklıdır. Çünkü 39. Madde günümüz insan hakları evrensel beyannamesinin temellerini atmıştır.

39. Madde: “Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.”

Bu sözleşme imzalanıp İngiliz toplumu yönetilirken, Selçuklu İmparatorluğu Birinci İzzeddin Keykavus 1211de tahta çıkmıştı. Ve 9 yıl sürecek bir saltanat sürüyordu.

Anadolu Selçuklu imparatorluğu son yıllarını yaşıyordu.

Osmanlının kuruluşuna 84 yıl vardı! Yani “diriliş dönemi” henüz başlamak üzereydi…

Bizim yasalarımız ise Magna Carta Libertatumdan

daha eskiydi, yazılı değil sözlüydü;Töre…

“Töre konuşur, Bey susar…”

***

Magna Carta Libertatum korumak için İngiliz yasalarında cezayı müeyyide bulunmamaktadır. Yani bizde (eski ceza 765 sayılı kanunun 168, 149 ve 146 yeni ceza 5237 kanunu 314 ve 309’daki koruma ile ilgili) kanunlar, İngiltere de ve birçok gelişmiş ülkede bulunmamaktadır.

Anayasalar hepimizin hakları ile ilgili olmalıdır. Bunun ihlali ile ilgili bırakın kanununu, hepimizin vicdanı harekete geçmeli, hiçbir kimse bu hakları ortadan kaldırmayı aklından bile geçirmemelidir.

Tıpkı bizim binlerce yıldır birikmiş yazılı olmayan “törelerimiz” gibi…

Törede bırakın suçluya cezayı “aman dileyene kılıç kalkmaz” temel kuraldı…

Çağdaş hukuk, “devletin ceza vermeyeceğini, suçun karşılığı ıslah edilebileceğini” düşünür. Anayasa 38. Madde suç ve cezalar ilişkin esasları ortaya koymuştur. Hiçbir savcının ve yargıcın dikkate almadığı; OHAL, KHK’lar ile adeta yürürlükten kaldırılmış muamele gören Anayasa 38. maddesi bu temel hakların koruyucusudur.

***

Kanunlar… Maddeler… İnsanlar… Suçlar…

Değerli Yeniçağ gazetesi okuyucuları, bir yığın ağdalı laf ile vatana, millete olan sevdalarımızı ifade edebiliriz. Benimsediğimiz ve ait olduğumuz devlet için ölmek şehitlik ise, hukuk kişilerin inisiyatifinde bir “keyfiyet” olabilir mi?

Haklar nasıl kullanılmalıdır?

Temel soru; “haklardan” yola çıkacaksak ve bu hak insanlar için ise Adalet mi, İnsaf mı? İnsana en çok yakışan hangisi olmalıdır? Doğuştan kaynaklanan haklarımızı, bizi yönetenler bize adalet olarak mı sunmalı, insaf olarak mı?

1215 tarihinden bu yana, bildirge ile elde edilmiş adaleti, bir İngiliz kadar hak etmiyor muyuz?

Bizden oy ile yetki alarak geleceğimizi, şerefimizi, namusumuzu, işimizi, özgürlüğümüzü emanet ettiğimiz siyasetçiler bin yıldır bu topraklarda devlet olarak yaşayan bizlere lütuf edip, “insaf” mı edecekler?

“Adalet” dönemi bitti, “insaf” dönemi mi başladı?

Öyle ise biraz “İNSAF…”