Bir:

“Hitler benzeri haydutluk...”

“Görülmemiş korsanlık...”

“Emperyalist eşkiyalık...”

“Tarihe geçecek zorbalık...”

Yukarıdaki tanımlardan biri anlatmaya yetmez ABD’nin Venezuela operasyonunu.

Hepsini hatta daha fazlasını bir arada kullanmak gerekiyor.

İki:

Operasyona karşı Çin ve Rusya’nın kısık sesle yaptıkları tepki açıklamaları bu iki devletin de “Süper Güç” sıfatını hak etmediklerini açıkça ortaya koyuyor.

Böyle davranmaya devam ederlerse, ABD’nin yakında Kolombiya, Küba ve Meksika başta olmak üzere birçok ülkeyi de egemenliği altına alması sürpriz olmaz.

Üç:

Avrupa Birliği ülkelerinden bazılarının, Venezuela’da olup bitenler karşısında ABD’yi destekler nitelikte açıklamalar yapmaları tek kelimeyle söylemek gerekirse utanç vericidir.

Tepki verenler ise “Aman dayımızı kızdırmayalım, başımıza bela almayalım” anlayışıyla yumuşak bir üslubu tercih etmişlerdir.

Dört:

Zaten doğru düzgün işlemeyen uluslararası hukuk artık tümüyle rafa kalkmış bulunuyor.

ABD ne yazık ki vahşi orman kanunlarının geçerli olduğu bir dünya yaratmıştır.

Bu tür olaylara en sert tepkiyi vermesi gereken Birleşmiş Milletler’in aczi ise üzerine ağıtlar yakılacak düzeydedir.

Beş:

Türkiye, 15 Temmuz benzeri ihanetlere hedef olmamak için her zamankinden daha dikkatli ve güçlü olmak zorundadır.

Savunma alanındaki yatırımlar artırılmalıdır.

Vahşi ormanlarda tavşanların değil aslanların ayakta kaldığı unutulmamalıdır.

***

Sosyal medyada okuduğum bir sözle bitireyim yazıyı:

“Kan kokusu almış köpek balığından daha tehlikeli bir şey varsa o da petrol kokusu almış ABD emperyalizmidir.”

++++++++++++++++++++++

BİR ŞEHİDİN HİKÂYESİ

++++++++++++++++++++++

Ardahanlı köylüler, koyunlarını otlatmak için Karıncadüzü yaylasına götürdüklerinde ilginç bir şeye tanık oldular.

Koyunlar, ana güzergâhlarında olmasına karşın yaklaşık 5 metrekarelik bir alana basmamak için olağanüstü çaba harcıyor, o alanın çevresinden dolaşıyorlardı.

Köylülerden biri, “Burada kesin bir şehit yatıyor” dedi, “Koyunlar duyarlı hayvanlardır, onun için basmıyorlar.”

***

Köylüler, birkaç gün sonra bölgedeki Alay Komutanlığına verdikleri dilekçede özetle şöyle dediler:

“Karıncadüzü Yaylasında Sarıkamış şehitlerinden birinin bulunduğuna inanıyoruz.

Otlatmak için yaylaya götürdüğümüz koyunlarımızın davranışları bizi böyle bir kanıya götürdü.

O alanın kazılmasını, şehidimize ulaşılarak kendisi için bir mezar yapılmasını ve anıt dikilmesini istiyoruz.”

Komutanlık dilekçeyi ciddiye aldı ve belirtilen yerde kazı yapıldı.

Köylüler haklı çıkmıştı.

Kazılan alanda üzerinde askeri üniforma olan bir şehit naaşı vardı.

Naaş da üzerindeki üniforma da hiç bozulmamıştı.

Şehit elindeki tabancayı sımsıkı tutuyordu.

Yapılan çalışmalar sonunda o şehidin Topçu Yüzbaşı Şefik Bey olduğu anlaşıldı.

1914’te Osmanlı-Rus savaşında şehit olan askerlerimizden biriydi.

Naaş mezara taşındı, düzenlenen törenle defnedildi. Mezarın başına da bir anıt dikildi.

Tören komutanlığını Topçu Asteğmen Ömer Karabağ yaptı.

***

Uzun yıllar önce o törene komutanlık yapan Ömer Karabağ, günümüzde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde öğretim üyesi.

Zaten yukarıdaki olayı da onun anlattıklarından öğrendik.

***

Geçtiğimiz pazar günü tarihe Sarıkamış faciası olarak geçen olayın 111. yıldönümüydü.

Çeşitli törenlerde, çatışma, hastalık ve donma sonucu şehit olan yaklaşık 90 bin askerimiz bir kez daha saygı, sevgi ve minnetle anıldı.

+++++++++++++++++++++++++++

1 YILDA 5.5 MİLYON ŞİKAYET

++++++++++++++++++++++++++

CİMER’e yani Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne 2018’den bu yana şikâyet, ihbar, eleştiri gibi nedenlerle yapılan başvuruların sayısı 40 milyonu aşmış.

Sadece 2025 yılında 5 milyon 525 bin başvuru olmuş.

Yukarıdaki veriler karşısında ilk bakışta, “Kamusal iletişimin harika bir düzeyde olduğunu gösteriyor bu tablo” denebilir.

Ama biraz derinlemesine düşününce farklı bir noktaya gelmek mümkün.

Milyonlarca vatandaşın aldığı kamu hizmetlerinden memnun olmadığını, bu nedenle son bir umutla şansını CİMER’de denediğini göstermiyor mu aslında yukarıdaki veriler.

Kimi hastaneden kovulmuş, kimi vergi dairesiyle sorun yaşamış, kimi tapu idaresinde zorlukla karşılaşmış, kimi açtığı davanın yıllardır sonuçlanmayışından yakınıyor, kimi belediye hizmetlerini yeterince alamadığını belirtiyor, kimi sosyal yardımların dağıtılmasında adil davranılmadığını ifade ediyor, kimi kanunsuz işlem yaptığına inandığı kamu görevlilerini ihbar ediyor, kimi hayat pahalılığının bir türlü önlenemeyişine tepki gösteriyor.

***

Bir de şu var:

7 yılda CİMER’e 40 milyon başvuru yapılırken muhtemelen bundan çok daha fazlası yolunu yöntemini tam bilmediği ya da sorununa çözüm bulunacağından ümidi olmadığı için böyle bir girişimde bulunmuyor. Eğer onlar da başvursa demek ülkede herhangi bir konuda şikâyeti olmayan vatandaşı mumla aramak gerekecek.

***

Her şeye karşın CİMER’e yapılan başvurulardan siyasi iktidar yararlanabilir, önemli dersler çıkarabilir.

Örneğin, “23 yıldır iktidardayız ama vatandaşın kamu hizmetlerine yönelik şikâyetleri adeta bir bombardıman gibi aralıksız şekilde üstümüze yağıyor. Bunun nedenlerini araştırmalı ve gerekli önlemleri vakit kaybetmeden almalıyız” diyebilirler.

“2002’den bu yana defalarca seçime girdik ve iktidarda kalmayı başardık. Demek ki vatandaş bizden memnun” demeleri büyük hata olur.