Satrançta dalgınlık, oyunun felaket tellalıdır.

Hayatta ise dalgınlık, genelde kredi kartı ekstren açıldığında suratına tokat gibi çarpan o “Nerede harcadım ben bunları?” sorusudur.

Ama önce tahtadaki dalgınlıklardan başlayalım, sonra bu dalgınlıkların hayat versiyonunu hep birlikte hatırlayıp hafifçe acı çekelim.

1. Tek bir hamlede dünyanın değişebileceğini satranç öğretir.

Satrançta bir anlık dalgınlık olur...

Atını boşta bırakırsın, rakip filiyle bir çaprazdan gelir şak diye alır.

Ve sen dakikalar önce kurduğun tüm planların çöktüğünü görürsün.

Hayatta da dalgınlık benzer şekilde işler.

Ay sonuna doğru, gereklilikleri aşan market alışverişi, unutulan ödemeler, yani yersiz hamleler...

Ama iş işten geçmiştir, taş artık kayıp.

Ekonomik satranç tahtasında bir hamleyi geri alma yoktur.

2. Satranç oyuncusunun en büyük düşmanı: Gereksiz özgüven.

“Ben bu hamleyi görürdüm, nasıl görmedim?”

Satrançta en çok duyulan cümledir.

Hayatta da şöyle duyulur:
“Bu ay fazla harcamam ama ya...?”

Sonra hesap özetine bakarsın, özgüven matçısı seni köşeye sıkıştırmış.

Dalgınlık özgüvenden beslenir, satranç ustaları bunu bilir.

Hayatta ise özgüven bazen cebine zarar veren bir lükstür.

3. Bir taş kaybedersin oyun kaotikleşir. Bir fatura unutursun ay kaotikleşir.

Satranç tahtasında bir taş kaybedersin, rakibin baskıyı artırır.

Hayatta ise bir faturayı ödeme tarihini unutursun, cezası gelir.

Cezayı ödersin, sonraki ayın dengesi bozulur.

Dengesi bozulan ay, domino taşları gibi seni aylarca kovalar.

Satrancın öğretisi nettir:
“Bir hamle, bir hayat.”

Hayatın öğretisi ise biraz acımasızdır:
“Bir dalgınlık, bir ay.”

4. Rakip, hem tahtada hem hayatta dalgınlığını bekler.

Satrançta her oyuncu, karşı tarafın hata yapmasını bekler.

Bu bekleyiş, oyunun sessiz gerilimidir.

Hayatta ise sistem hata yapmanı bekler.

Bir gün kart borcunu geciktir faiz gelir.

Bir ay faturayı unut gecikme bedeli gelir.

Bir ürünün fiyatını kontrol etmeden al fiyatı kasada seni mat eder.

Rakip, senin en küçük dalgınlığından büyük avantaj çıkarır.

Ekonomiye dair “karşı taraf” da aynısını yapar...
Sen sakinken onlar hesap yapar, sen düşünürken onlar zam yapar.

5. Dalgınlık satrançta yenilgi, hayatta ise maddi hasardır.

Satrançta dalgınlığı fark ettiğinde oyun bitmiş olabilir.

Hayatta fark ettiğinde ay bitmiş olabilir.

Satrançta “Kaybettim.” dersin.

Hayatta “Bu ay yandık.” dersin.

Ama her iki durumda da kesin olan şeyler vardır:
Dalgınlık affetmez.
Rakip de affetmez.
Hayat hiçbir zaman affetmez.

6. Satranç ustaları dalgınlığı öldürerek kazanır. Hayatta ise dalgınlığı yenmek geçim savaşıdır.

Bir satranç ustası her kareyi tek tek hesaplar, her hamleyi tartar, hiç boşluk bırakmaz.

Bir vatandaş ise markette üç uygulama kıyaslar, zam var mı diye her etiketi inceler, evde ışıkları erken kapatır, kombiyi kıstıkça kısar...

İkisi de aynı mücadelenin içindedir:
“Dalgınlık yaparsam oyunu kaybederim.”

***

Bu bölümde satrancın dalgınlığa gelmediğini, hayatın ise dalgınlığa hiç gelmediğini anlattım.

İkisi arasındaki fark sadece budur:
Satrançta mat olduğunda yeni bir oyun açarsın.
Hayatta mat olduğunda yeni bir ay açılır... ama eski hamlelerin izini taşır.

Sıradaki bölüm çok daha metaforik, çok daha hayat dersli:

“Treni Kaçırırsan Bir Daha Hiç Kazanamayabilirsin.”